Pages

Jun 8, 2007

Toplumsal Cinnete Davetiye

TSK’nın son basın açıklamasının 7inci maddesi şöyle diyor


Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.

Daha önce bir yerlerde söylemiş miydim bu TSK'nın hali beni korkutuyor diye? Hem de çok korkutuyor. Zaten doğduktan sonra ilk bana öğretilen şeylerden biriydi bu. Önce Allah’tan kork. Sonra da devletten yani askerden, yani polisten… Bu defaki korkum başka valla.

Kendine güveni olmayan bütün insanlardan, guruplardan, ve kurumlardan hep korkmuşumdur zaten, çünkü bunlar her şeyi yapabilirler. Ve ne yapacaklarını kestiremezsiniz de… TSK’nin hali beni bu vesileyle korkutuyor çünkü kendine güveni yok sanki. Özgüven diye bir şeyi kalmamış. Benlik saygısı paramparça. Iyiye işaret değil bu.. Hiç değil...

Darbe yapacağım deyip deyip durdu. Darbe yapılacaksa bir gece yapılır siz sabah uyanır bakarsınız ki aaa darbe olmuş. Böyle benim anamın ben çocukkken bana çok sık bir şekilde dediği gibi “Bak bi kalkarsam seni çok kötü döverim” diyerek darbe yapılmaz. Kendi içindeki kafatasçı çetelerin ihanetinden mi korkuyor bu TSK? Kendi içinde örgütlenmiş islamcılardan mı? Yoksa OYAK’ın artiürün kaygıları mı var işin içinde? Yoksa bütün bu olası kaygıların toplamından oluşmuş birşey mi var ?

Şimdi de kalkmış kalabalığın refleksinden medet umuyor. Iyiye işaret değil bu, hiç değil. Refleks bilinç dışı yapılan bir edimdir. Ve kalabalığın refleksinin bilinçdışı olmasından öte patolojik olma olasılığı daha da yüksektir. Özel Harb Dairesi gibi bir bölümü olan bir kurumun kalabalığın refleksinin ne tür onanmaz yaralara ve sonuçlara yolaçabileğini tahmin edemiyor olması inanılası gibi gelmiyor bana…

Iki şey geliyor aklıma. 1) Istenen bu korkunç ve onanmaz sonuçlar zaten 2) Bu da “bi kalkarsam darbe yaparim ha!” gibi tehdit . Umarım bunların hiçbiri değildir. Ve ben yanılıyorumdur.

Semih geçen günkü yazısında diyordu “Sorunumuz demokrasi eksikliği, sorunumuz adaletsiz gelir dağılımı, sorunumuz sağlık sistemi, sorunumuz eğitim sistemi, sorunumuz ırkçılık, sorunumuz milliyetçilik, sorunumuz doğa katliamı, sorunumuz barış, sorunumuz azınlık hakları, sorunumuz düşünce özgürlüğü, sorunumuz ifade özgürlüğü, sorunumuz ayrımcılık, sorunumuz açlık, ..”

Anlamıyor musunuz? Lütfen linçlere davetiye çıkarmayın. Lütfen toplumsal cinneti uyandırmayın. Unutmayin hiç kimse güvende olmaz o çılgınlıkta. Toplumsal cinnet kendi babasını da yer, kendi çocuklarını da...

Jun 6, 2007

Arkadaş'a yazılmış en güzel şiir!

Ilhan Durusel yazmis, Mesele dergisinin Mayis 2007 sayisinda yayinlanmis.

Arkadaş, arkadaşımdır

Arkadaşı takdimimdir:
Bildiğimiz bir mavzer çalar önde
Sevdiğimiz bir Zeki Müren takır takır arkada.

Şiirimize bir hısım akraba gibi değil de bir arkadaş gibi girmiş, bir arkadaş gibi yer etmiştir kendine. Kendinden bir kuşak büyük bir kuşak mıntıka temizliğini öğrenmiş ondan.

Şiiri peri bacası. Tütmez; kendini tüttürür.

Şiiri: Bordo gül.
Kökünü toprağında denemiş: yurdagül.

İnce bir ceket, mevsimlik. Fanila, çizgili, uzun kollu, bileklere kadar deri. Şiirine tektip; şiirimize terkip.

Alıp kasketine takmak için bir vurulan yusufçuğun tüyünü, eğilmiş, uzanmış öyle sokağa.
Hala uzanırmış göğe eğilip ama.

O dışarda, biz içerde. Gelir ziyarete bizi, her gün görüşme günü: Arkadaş, arkadaşlara “göğü kucaklayıp” getirmiştir.

Evine misafir gelir.
O, sokakta yatıya kalır.
Adettir diye değil.

Bütün sokaklarda en güzel ölü. Mayıs kokulu bedenini hala kaldırırız: annemizin yemesindeki solgun çiçek bahara sarılı.

“Geçit yok!” der sokaklarda ölüsü!

Bir dağ bulur uzun uzun bakar. Eritir karın dağını.

Bambaşka bir hücredir: Kendini böler; herkese bölünür. Herkesle bölünür.

“Şair olmak kolay değil”
Arkadaş olmak zor.
Arkadaş kalmak daha zor.

Hiç tanışmadım.
Arkadaşlar! Arkadaş, arkadaşımdır.

İlhan Durusel

Jun 2, 2007

Herkes için özgürlük istemenin bedeli

Şu islamcıların özgürce ibadetlerini yerine getirmelerini, türbanlarıyla okula gidip, bir işte çalışabilmelerinden yanayım. Herkesin özgür olmasından yanayım.

Bu eşitlikçi istemin öyle naïf bir ezberlemeden, taklitten ibaret olmadığını söyleme ihtiyacı duyuyorum. Hani “seninle hemfikir değilim ama senin inancını özgürce savunma hakkın için seninle savaşırım” gibi özlü sözler vardır ya ve birileri bunu okuyuverir, kulağa hoş gelir, yüreğe eşitlikçi gelir. Sonra da heryerlerde söyleyiverirler. Benimkisi biraz farklı bundan. Ben şu bizim islamcıların özgür ve eşitliklere sahip olmasını isterken sadece onlarla hemfikir olmadığımı söylemenin yanısıra şunları da söylemek istiyorum.

Bilin ki siz siyasal gücü ele geçirdiğinizde


sizin gibi olmayanlara karşı hiç mi hiç hoşgörülü olmayacağınızı


  • Insan Hakları, inanç özgürlügü gibi terimleri sözlüklerden sileceğinizi


  • Bütün bir ülkeyi haremlik ve selamlik diye ayıracağınızı


  • Kadınlara çarşaf giymeme gibi bir özgürlüğü tanımayacağınızı


  • Ben gibi inançsızları ibreti alem icin meydanlarda sallandıracağınızı


Oruç tutmayanları linçe kalkışan sarıklı kalabalığı kahraman ya da gerçek dindar ilan edeceğinizi,



Ahlak adına insanları insani değerlerle değil bacak arasının dar çerçevesinden yargılayıp hatta katledebileceğinizi

Sarhoş olmayı, aşık olmayı, sevgiliyle el ele sokaklarda dolaşmayı, özlemle kucaklaşıp öpüşmeyi, mayoyla denize girmeyi günahkar ve illegal ilan edeceğinizi

Demokratın, Liberalin, sosyalistin, kapitalistin, gayrı-müslümin, ateistin, lezbiyen ve homosexuellerin yaşam olanaklarını mümkün olduğunca ortadan kaldıracağınızı biliyorum. Daha doğrusu inanıyorum ya da seziyorum.

Bu yukarıda sayılanlara “önyargılı” deyip yüreğinizi rahatlatacagınızı ya da propagandanıza yeni bir derinlik ekleyip devam edeceğinizi de biliyorum.

Sadece bilmenizi istiyorum; safdilce değil gerçekten sizin de özgür olmanızı istiyorum ve zerre kadar inanmıyorum özgürlüğü yaşayınca insanlaşacağınıza. Ama yine de sizin de özgür olmanız için haksızlıklara ayak direyeceğim…

Ama kimbilir eğer birgün inançlarına bakmaksızın siz de yoksulun, ezilenin, haksızlıklara uğrayanların yanında olup onların kavgasına destek verirseniz, Kahraman Maraş, Sivas, ve daha adı duyulmamış nice linç ve insanlik dışı katliamlar için özür dilerseniz ve gerçekten bunu yüreğinizde hissederek yaparsanız belki insanlaşmaya başladığınızı düşünmeye başlayabilirim.