Pages

Apr 12, 2010

Ahmet Türk'e Saldırı

Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Ne yapabileceğinizi sanıyorsunuz?

O Diyarbakır zindanından çıkıp da geldi. O insanın insan olduğuna utandığı yerde insandan umudunu kesmeden, hiç kimseye nefert duymadan, yüreğini sevgiyle besleyerek, yaralarını sevgiyle sararak durdu karşısında zulmun. Bir iki yumrukla ne yapabileceğinizi sandınız? Ondaki cesareti mi kıracaktınız? Ondaki sevgiyi mi yaralayacaktınız? Onu korkutacak mıydınız? Yoksa kendinizi mi rahatlatacaktanız?

Zavallısınız. Bilmezsiniz ki nefret kendi sahibini de yiyen doymak bilmez bir canavardır. Ve nefretten daha büyük bir cehennem yoktur aslında. Ve size söylenebilecek hiç bir şey bulamıyorum. Belki de buna ihtiyaç da yok, çünkü içinizdeki nefret sizin cezanızdır aslında. Cehenneminiz! Içinizdeki nefrettir sizin en büyük cezanız.

Apr 10, 2010

Şükriye Tutkun ve Hak Edilen Yerde Ol(a)mamak

Türkiye’deki en büyük saçmalıklardan biri de bazan gerçekten iyi yeteneklerin hakkettiği yerlere gelemeyişidir. Şükriye Tutkun adını hiç duydunuz mu? Ben de duymamıştım. Bu sabah çok büyük bir tesadüfle keşfettim kendisini ve şu klibi. Sonra o bi sürü, hiç bir yeteneği olmadan bu toplumun belli kőşe başlarını kapmış salaklıklar geldi aklıma… Yok yok biz o salaklıklara değil bu tür güzelliklere daha layığız.

Apr 6, 2010

Orhan Veli'nin őlűmű?

Bugűn nerden geldiyse aklıma; Hınzır bir soruydu. Yűrek burkan bir soru: Orhan Veli nasıl őldű sahi? Hep biliriz de genç yaşta ve meteliksiz őldűğűnű ama bilmeyiz niye őldűğűnű. Ulan bu devletin psikolojik savaş birimi bizim Orhan Veli fazla politik olmaya başladı diye onu da őldűrműş olmasın? Nazım’ın açlık grevine destek vermeler, cımbızlı şiir, Ciğercinin kedisi ile sokak kedisi arasındaki sınıfsal çelişkiler, Hitler’e laf atmalar falan dűşűnűnce insan neden olmasın falan diyor. Bi de sahi neden bizim okul kitaplarında dahi neden ve nasıl őldűğű gizlenmişdi ki?

Internetten aradım da şu bilgiyi buldum. Ama inanmakta şűpheliyim doğrusu…
Ankara'da bir gece sokakta Belediye'nin açtırdığı bir çukura düşmüş, başından yaralanmış (10 Kasım 1950) , iki gün sonra da İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştır (14 Kasım 1950) . Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edilmiş, ancak sonradan beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştur (14 Kasım 1950) .