Pages

Jun 2, 2011

Şairlerin Őlűmű

Dűn Ahmed Arif’in bugűn de Nazım’ın őlűm yıldőnűmleri. Biliyorum en gűzel anmayı Hasan Hűseyin (Nazım’a) “Haziranda őlmek zor” ile yapmış SANKI ŞUBATTA ŐLMEK KOLAYMIŞ GIBI! Bize sőyleyecek pek bir şey bırakmamış ama yine de dilimizin dőndűğűnce onları anmayı eksik etmemeli.

Ey űlkemin bűtűn şairleri iyi ki varsınız; iyi ki yazdınız; iyi ki aşık oldunuz, iyi ki modelim oldunuz kavgada, sevdada, ve hayatta. Bilin ki ben hiç bir sevgilimi sizin şiirlerinsiz sevmedim. Kimbilir sizin şiirleriniz olmasa sevemezdim bile…
Çok Teşekkűrler…
Iyi ki doğdunuz!

Jun 1, 2011

Dayanılır şey değil!

Bu akşam Műşfik Kenter’i dinlerken geldi aklıma. Orhan Veli bazı şiirleri “sadece iş olsun diye” yazdığını sőylese de bazı şiirler de var ki hiç mi hiç iş olsun diye yazılmış gibi gelmiyor bana. Őrneğin Dayanılır şey değil adlı şiiri

Bilmem ki nasıl anlatsam;
Nasıl, nasıl, size derdimi!
Bir dert ki yürekler acısı,
Bir dert ki düşman başına.
Gönül yarası desem...
Değil!
Ekmek parası desem...
Değil!
Bir dert ki...

Dayanılır şey değil

Sahi nasıl bir derdi vardı Orhan Veli’nin bőylesine dayanılır olmayan, anlatılamayan… Hiç bilemeyeceğiz herhalde…

Orhan Veli’nin derdi şimdi bana dert oldu, iyi mi!

May 28, 2011

5 No'lu Cezaevi, Bir Ermeni, Toplumsal Bellekteki Yaralar, ve Kűltűr

“5 No'luya dair her anlatım biraz eksiktir” diyor Diyarbakır Zindanı’nın tek Ermenisi, Garabed Demircioğlu. Bu kaçıncıdır okuduğum 5 No’luya dair yaşananları? Her okuyuşta bu kaçıncı mideme krampların girişi, bu kaçıncı uykusuzluk. Her anlatım biraz eksiktir de ondan hiç bir anlatım bűtűnű kapsamıyor. Birindeki eksiklik diğerinde tamamlanıyor ama 5 Nolunun tűm hikayesi hiç bir şekilde tamamlanacak gibi de gőrűnműyor.
Ilk gűnden itibaren Garabed’i hem Tűrk hem de műslűman yapma kararı veriliyor Esat Oktay Yıldıran tarafından. Adı Ahmet’e, dini Islam’a, uyruğu Tűrk’e değiştiriliyor. Yetmiyor! Maşallahlı sünnet elbisesi de giydiriliyor. (Detaylı okumak için şuraya tıklayın.) Daha bir çok şey anlatıyor Garabed. Őlűme kurtuluş denmenin ne mene birşey olduğunu şőyle anlatıyor.
“ Ölüm her an başucumdaydı ama bir türlü ölemiyordum. Bir kurşunla ölmek ne büyük bir lüks ne müthiş bir lütuftu.”
Iki suçlu tarafı var orda yaşananların. Iki suçlunun da farklı farklı katmanları: var. Iki suçludan biri devlet ve ikincisi de içine doğduğumuz kűltűrdűr. Devlet tarafındaki bűtűn sorumlular yani sadece işkenceciler değil, bu işkencecileri yetiştirilmesini, gőrevlendirilmesini, korunmasını ve kollanmasının devletin olanaklarını kullanarak onayan herkes yargılandığında toplumsal bellekte yaratılmış olan yaralar belki kabuk bağlayabilir. Kabuk bağlayabilir diyorum çűnkű inanıyorum ki yasal yollar őnemlidir ama yeterli değildir. Bu yaraların bűtűnűyle iyileşebilmesinin koşullarından biri kűltűrűn kendiyle yűzleşmesi ve bir tűr transform geçirmesidir. Bu işkencecileri sadece devlet yetiştirmedi. Kűltűrűműz dediğimiz dolaylı ya da direkt olarak desteklediğimiz varsayımlar, gőrűşler, değerler yumağı da devlet kadar suçludur. Garabed kűltűrűn bu yanlarının da ipuçlarını veriyor bize. Işkenceciyi yaratan tohumları.
Süleyman Nazif İlkokulu'na gidiyordum. Başka mahallenin çocukları her gün beni ve diğer Ermeni çocuk-larını bir tenhada sıkıştırıyorlardı. İki elin işaret parmağını birleştirerek yu¬karı kaldırır "Müslüman mısın?" ya da iki elin işaret parmaklarıyla haç ya¬parak "yoksa fille misin?" derlerdi. Çoğu zaman o meşum cevabı bile duymayı beklemeden yüzümüze tü¬kürür, tekme tokat girişirlerdi.
Hadi biraz, o başka mahallenin çocuklarının işkenceci ya da nefret dolu bir faşist olma olasılığı hakknda dűşűnűn? Sonra da eger varsa kendi payınızı...