Şimdi tek tek sizin sunduklarınıza yanit vererek tartışmayı perifere dağıtmaktansa (eğer konusu geçen herşeylere yanıt versem bu nerdeyse kaçınılmaz gibi görünüyor. Ki Kacakkova da haklı olarak birçok konunun varlığından ve ayrı bir başlık altında tartışılması gerektiğinden de sözetmisti) ben yeni bir blog girişi yapıp önceki bulanıklığı gidermeye ve problemi netleştirmeye çalışacağım. Umarım kaldığımız yerden öylece devam ederiz.

FarukAhmed haklı olarak bir bilgi otoritesi aradığımın sebebini soruyor. Aslinda aradigimin bir bilgi “otoritesi” olduğundan (da) emin değilim. Geleneksel anlamda ya da sözlük karşılığı anlamında bir otorite (baskıyı, hegemonyayı, zulmu içinde kaçınılmaz olarak taşıyan bir otorite kavramı) düşünmüyorum kuşkusuz. Otorite yerine belki başka terimler ya da kavramlar üretebiliriz. Ama ne üretirsem üreteyim postmodern ve postyaypısalcı yapısökümsel mantığın (deconstruction) yine olasılıkları ortadan kaldıracağına ve denemeye dahi izin vermeyecegini görüyorum. Örneğin buna XYZ desem, bu XYZ’nin kim tarafından üretildiği, kime hizmet ettiği, kim tarafından tanımlandığı sorunu yine iktidar sorununa dönüşecek (ah sevgili Fuko) ve benim XYZ yine geleneksel otorite kavramina geri dönecektir. Görüyor musunuz bu mantığı irdelemek istememin bir sebebi de bu? Bir kısır döngü sunuyor bize bu postmodern post yapısalcı mantık (gerçekleştirdiği bir sürü güzel şeyin yanı sıra). Yani bir yere götürmüyor bizi bu. Ben “tamam güzel ama ‘ya simdi ne olacak?’” diye soruyorum ve sorum yanıtsız kalyor. Biliyorum bir çoğu “bu iş böyle. Böyle bir muğlaklık ve kısır döngüyle yaşamaya calışmalısın” diyor. Kacakkova “buna hayıflanma” diyor. FarukAhmet “arkana yaslan kaosun keyfini çıkar” diyor. Birileri “bunu kutlamalı” diyor. Ben de tam da sorun burda diyorum. Işte sorun burda. Sorun kral öldü yaşasın yeni kral meselesi değil. Yaşasın yeni kralsızlık da değil. Mesele çözümün basit bir ikilemde ya da ikisizlemde olması da değil. Mesele ilerlemenin (bilgide, bilimde, siyasalda, vs.) durmasında. Bir kısırdöngünün egemenliğinde (bakin bu ‘muğlaklık’ da otorite olmaya başladı şimdiden). Bu bir tıkanıklık. Bir kaos. Işte burada bilginin “göreli-mutlak” oluşu sorunsallaşmak zorundadır. Yani sorun bulanıklığın ilerlemenin önünde engel olmasıdır. Bunun böyle kendi tarihsel akışına bırakılması ya da bilişsel-duygusal müdehalelerle transformasyonunun sağlanmasıdır.
Bilgiyi bu tıkanıklıktan çıkaracak şey de her bilgi iddiasında olan bilginin belli kriterlere göre “geçerli” (valid) olması, bunun da rasyonel olması gerekliliğinden başka birşey gelmiyor aklıma (sanırım bu Habermas tarafından daha da detaylı sorunsallaştırılmıştı). Mesele bu kriterlerin neler olması gerektiğidir. Postmodernistler ya da postyapısalcılar böyle birşey sundular mı bilmiyorum. Böyle bir çabayı da nasıl deconstruct ederlerdi onu da bilmiyorum. Bildiğim, “ee ezilenlere ne öneriyorsunuz” diye sordugumda Fuko’nun “abı güç heryerde vardır ve olacaktır, bilginin neliğini ve geçerliliğini de belirleyen bu güçtür, yersen (dilimi bağışlayın)” deyip korkunç bir umutsuzluk ideolojisinin temellerini attığıdır. Yani hapishanenin tarihini, cinselliğin tarihini ve deliliğin tarihini nasıl da siyasal erk ve egemen söylemin belirlediğini ortaya çıkarıp bu egemen ideolojinin dayanaklarının temeli olan mantıkları sarsması güzel de bunun ötesinde hiç bir şey sunmaması kötü.
Fazla dağılmadan toparlamaya çalışıp yeniden tartışmaya açayım yazdıklarımı. Kaçakkova’nın da dediği gibi “bilimin kendi içinde bir krizi” hep vardı ve olacak da. Bu krizlerdir ki bilimin (hem sosyal hem doğa bilimlerinin) gelişmesini sağlamaktadır. Ve Kaçakkova’ya katılıyorum evet positivism özellikle mantıksal pozitivizmin önceden tanımlanmış “bilimmsel bilgi”nin tek bilgi ve kendi deneye dayalı (empiric) yönteminin de tek yöntem olduğuna dair hegemonyada payı olmuştur. Ancak bu modernitenin, rasyonalitenin, ve pozitivizmin bitip tükendiği ve yıkılıp atılması gerektiğinin zorunlu bir çıkarım olmasını zorunlu kılmadığını düşünuyorum. Bütün eksik, oppressive yanlarına rağmen özellikle doğa olayları hakkında pozitivizmin sunduğu bilgiler birçok şeyi olanaklı kılmıştır ve git gide de bu bilgiler ve bilgilerin elde edilme yöntemlerinin geçerliliğine ilişkin güvenim hergün daha da pekişmektedir. Eğer daha geçerli bir bilgi yöntemi yoksa, yanlış ve eksikliklerinden dolayı terkedilmesi gerekli midir? Gerekli ise alternatifi var mıdır? Yoksa niçin yoktur? Allternatifinin olmaMAsının (yöntemsizliğin) gerekçesi nedir? Tarhisel önemi nedir? Yöntemsel önemi nedir?
Umarım bu defa daha derli toplu oldu.
4 comments:
Bana yediğim ekmek veya kaymaklı kadayıf gibi bilgi lâzım. Beklentim kafa karışıklığımın azalması ve hareket etme yeteneğimin çoğalması lâzım. Ve daha çok kişiyle -mümkünse herkesle- dost olabilmek. İnsanların hür ve tok yaşadıkları bir dünya isteğimin diri kalması lâzım. Bana bunları çağıracak, geliştirecek, katlayacak, olduracak bilgi lâzım. Bir de -gerçekten dostlarımın çoğalabilmesi için- bu tür bir bilgiyi arzulayanlar lâzım. 'Arzu yitimine' sürükleyen çelişkin, paradokssal yani çıkışsız bilgiden daima kuşku duydum. -Hatta bu tür bilgiye ve bu tür bir bilginin sevicilerine uyuz oldum.- Tekrar eline sağlık sevgili dostum.
eyvallah elestirel abi, cercevesi, önü ardi belirginlesiyor böylece dediklerinle.....benim bu posta cevabim, borc olarak üstlendigim yazilari hazirlayacagim zamanlara kalacak zorunlu olarak, ki az cok diyebileceklerimi dedim....asagidaki yaziya ekledim yorumlarin daginikliklari belli zaten.....habermas demisti bilginin gecerli olmasi ve bu gecerliliginde rasyonel bir temelisinin olmasi gerektigini.....frankfurt okulu'nun akla yönelik itirazlarindan kendisini bu temelde ayirir ozellikle.....habermas'in sinirlandirma cabalarini dikkate almak gerekir derim, ama yine de aldigi konumlanisin bütününde, sorunsallastirilan kavramlara getirilen itirazlari degerlendirmesinde, gözardi ettigi temel bir seyler var....en basta da, mesela "akla veda" diyen adamin söylediklerini bütün bir akil'i reddediyor olarak almaktir.....öyle yapanlarda vardir belki bilemiyorum, ama esasta mesele büyük harfle Akil'in verili yapisini, yani akil ile düsüncenin baslangicindan beri belirli bir anlamda anlasilan seyi reddetmeye, ya da bu sey de sorunun ne oldugunu göstermeye yönelmektir sözkonusu olan.....postmodern müdahale de, alternatif kesinliklerin, kategorik netlestirmelerin saglanamadigi dogrudur, ancak müdahalenin önemi akil, bilim, hakikat, yöntem vs. gibi kavramlarin zaten yerinden edilmis olmasidir.....elbette düsünce tarihindeki yerlerinden.....modern ile postmodern arasindaki yaklasimsal fark, en basta buradadir.....
dedigim gibi, toparlayayim öyle yazayim ben daha fazla....
Eyvallah Cuneyt. Eger birbirimizin ilerlemesinde katkimiz oluyorsa afferim bize...
Kacak sabirsizlikla bekliyorum katkilarini.
Post a Comment