Pages

Dec 3, 2008

Bilginin Kara Deliği

Aydınlanma Ortaçağ karanlığının kilise (incil) merkezli dogmatik bilgisi karşısında dimdik durdu. Aklı, deneyimi ve duyuları savundu. Bu doğa bilimlerinin motoru oldu. (Uzun uzadıya bilim tarihi ve felsefesini anlatmaya yer yok. Bu nedenle kısa kesip konuya geliyorum). Frankfurt okulu ile başlayan aklı, bilimi, kűltűrű, ve “doğru”yu sorgulama en son doruğuna post modernist ve post yapısalcıların katkılarıyla ulaştı. Darrida, örneğin, dedi ki “doğru çoğuldur”. Sonra dendi ki, bűtűn bilgimiz ideolojik olarak yeniden yapalındırılmıştır. Hani “dogru” yoktu ya, bu sosyal yapılandırmaya verilen destekle birlikte artık objektif bilgi de yok dendi. Ve daha bir sűrű şey daha oldu(şimdilik hatırlamıyorum). Öyle bir yere geldik ki; durum nerdeyse bir boşluk, koca bir boşluk. Birileri dedi ki bu boşluk ve muğlaklığa alışsanız iyi olur çűnkű netlik denen bir şey de yoktur. Muğlaklıktır artık egemen olan.


Dilsel olarak baktığımızda bűtűn bu iddialar söze başlar başlamaz kendiyle çeliştiğini görűyoruz. “Doğru yoktur” sözű doğru ise bu sözűn kendisi de doğru olmamak zorunda. Yanlış ise ben niye inanayım buna? Yani durum nerdeyse “söze” bile olanak tanımaz duruma geldi.
Şimdi her söylenen kendi mutlak doğruluğunu içinde barındırır gibi oldu. (Herkese ‘send de haklısın’ diyen Nasraddin hoca bile gűlűyordur halimize şimdi).
Doğru (mutlak doğrudan sözetmiyorum) yoksa, doğrunun olasılığı dahi yoksa biz ne bok yiyoruz sahi? Ne arıyoruz? Neyi arıyoruz?

Eğer objektif bilgi de yoksa, biz bazı űzerinde hem fikir olduğumuz, göreli bir mutlaklığa sahip doğruları nasıl biliyoruz? Bildiğimizi ya da bilmedigimizi nasıl biliyoruz?

Eğer kimse doğru değilse, kimse haklı değilse, bűtűn bilgiler sosyal ve ideolojik olarak yapılandırılmışsa ben şu Neo Nazi’ye, şu Fenerbahçeli űlkűcűye, şu islamcıya “saçmalama” nasıl diyeceğim?
Post a Comment