Pages

May 21, 2013

Devrimciler ve Üslup

- Sadık VARER'den devrimcilerin birbirini yeme(me)leri üzerine güzel bir yazı.

Dilinizin ayarını bozarak en iyi dostlarınızdan bile düşman yaratabilirsiniz. Uygun koşullarda kötü bir üslup kullanarak ilişkileri gerebilir ve gerilimli anlarda provoke edici bir dille çatışmaları başlatabilirsiniz…
 Devrimciler dünyasında ideolojik mücadele kaçınılmazdır; kaynağını, hayatın çelişkiyi kaçınılmaz kıldığı gerçeğinden alan bir doğrudur bu. Doğru olmayan ise ‘devrimin çocukları’ arasında yaşanan ideolojik mücadeledeki üslup bozukluğu yüzünden devrimcilerin birbirlerini ideolojik ve siyasi muarızlar şeklinde ‘konumlandırmaya’ başlamalarıdır.
 Mesele budur; kendilerini doğruluğuna inandıkları yol ve yöntemlerle ifade eden devrimcilerin kaygı verici bir bölümü hesapsızca kullanılan revizyonist, oportünist, reformist, pasifist, goşist, teslimiyetçi ve benzeri kavramlarla birbirlerini ‘karşıt’ haline getirme ‘becerilerini’ başarı hanesine yazmakta herhangi bir sakınca görmüyorlar.
 Sanırım bu durum en çok da yerli yersiz kullanılan söz konusu kavramlarla birbirlerini ‘muarız’ haline getirmeyi ‘başaran’ devrimcileri hiç bir ayrım yapmaksızın sırasıyla yok etmeye ‘yeminli’ olan sermayeyi mutlu etmektedir.
 Bu dışlayıcı, ötekileştirici ve giderek de düşmanlaştırıcı üslubu nereden öğrendik sorusunun yanıtını ortak tarihsel geçmişimizde aramamız lazım. Tarihimizin her sayfasında bolca ve hoyratça kullanılmış revizyonist, oportünist, reformist, goşist ya da teslimiyetçi benzeri kavramlara rastlarız. Kuşkusuz bu konuda Moskova - Pekin merkezli ideolojik ‘mücadele’nin uluslararası devrimci hareketteki tezahürü özel bir yere sahiptir. Ne var ki bugün, vakti zamanında ‘en komünist’ sayılan ve düşmanca kurulan saldırgan bir dille birbirlerini tarihten silmeye çalışan o ‘model partiler’in aynı ‘makus kaderi’ paylaştıklarını görebiliyoruz. Artık şu gerçeğin teslim edilmesi gerekiyor; geçmişte yaşananlara dostlar arasındaki ideolojik mücadele falan denilemez; yaşananlar, adı konulmamış bir ‘ideolojik savaş’tı ve o ‘savaş’ uluslararası sermaye güçlerine değil, emek güçlerine zarar vermiştir…
 Bir işe yarar mı bilinmez ya, üslup meselesinde kendimde gerçekleştirdiğim değişimi paylaşmak istiyorum:
 On bir yılı aşan tutsaklığı yüzlerce devrimci ile birlikte yaşadım. Herkesten farklı olduklarına ve ‘tek doğru’ çizgiyi savunduklarına inanan pek çok devrimci ile birlikte yıllarca ve gün yirmi dört saat aynı koğuşlarda kaldık. Devrimci hareketin ortalama kadrolarını ve önderlerini yakından tanıdım. Tanıdığım ve kendilerini Marksist, Leninist, Troçkist ve Anarşist olarak tanımlayan bu devrimcilerin çoğunun içtenlikle özgürlük, eşitlik, dayanışma gibi ortak değerlerimizi savunduklarını, kapitalizmi tasfiye edip emeğin ve insanlığın özgür geleceğini kurmak için mücadele bahsinde ‘imanlı’ olduklarını gördüm. Amacımız ortaktı, amaca ulaşmada izlenmesi gereken yol yordam konusunda ise farklılıklarımız vardı. Velhasıl, aramızdaki fark dil farkı değil, şive farkıydı. Onları, farklılıklarımıza rağmen kardeş saymaya başladım. Ve zamanla bu kardeşlerimle süren yazılı ve sözlü tartışmalarda revizyonist, oportünist, reformist ya da teslimiyetçi benzeri kavramları kullanmadan önce onlarca kez düşünmek gerektiğini öğrendim… Evet; öğrenilebilir, öneriyorum!
 Şurası açık ki, sömürü, iktidar ve istismar biçimlerinin bütününü ortadan kaldırıp emeğe ve insanlığa yakışan özgürlükçü bir düzen kurmak amacıyla aklı erdiğince ve de elinden geldiğince mücadele eden devrimcilerin birbirleriyle tartışırken kullandıkları dile özen göstermeleri keyfiyet değil zorunluluktur. Devrimcilerin dünyasındaki ideolojik mücadele, devrim kardeşliğinin derin anlamı göz ardı edilmeden sürdürülmelidir; ancak böylece farklılıklarımıza rağmen ortak amacımızı gerçekleştirebilmemiz açısından elzem olan devrimci cephe ve enternasyonal birlik için uygun bir ideolojik kültür oluşturabiliriz…

Kaynak:
http://www.yenihayatnews.com/news/?p=5022


May 4, 2013

Ya onlar ya biz ya da hepimiz

Kűltűrel olarak bir sűrű sorunumuz var. Kűltűrűműz nerdeyse bir çok patolojimizin kaynağı. Şurda kűcűk bir haritasını çıkarmaya çalışmıştım bir zamanlar. Bir profil çıkarmaya çalışmıştım. Ortaya çıkan profil hiç mi hiç sevimli bir tip değildi. Bu ve benzeri bir sűrű betimleme őrnekleri vardır emenim orda-burda. Aşağıda da Ece Temelkuran’ın bir yazısı var. O da biz ve onlar diye iki profil çıkarmış. Temelkuran’in gőzlemleri de çok yanlış değil. Sanki benim profilim biraz daha genel ve Temelkuran’ın iki profiliyle bir çok alanda kesişiyor. Őrneğin grev kırıcıların geleneğinden gelen de, grev yapanların geleneğinden gelen de aynı toplumsal patolojileri içinde barındırabiliyor.

Bőylece toplumsal ve bireysel sorunları alabildiğine aşırı boyutlarda yaşıyoruz. Őylesine çelişkilerle doluyuz ki, çelişkilerde boğuluyoruz. Sanki “Bir yanımız doğum evi bir yanımız Hiroşima” (Hasan Hűseyin). Ya “bir ölünün hayat kokan ağzını” (Arkadaş Őzger), ya da capcanlı birinin őlűm kokan ağzını öpűyoruz .

Ama hep can alıcı soruyu sormaktan kaçırıyoruz. Ya da sormaktan korkuyoruz. Ve çok zor bir soru da değil sorulası soru. Soru şu: Peki ne yapacağız biz? Bőyle birbirimizden nefret ederek, birbirimizden korkarak, birbirimizden utanarak mı yaşayacağız? Toplumların őzellikle çok uluslu-çok kűltűrlű toplumların evrimi gőstermiştir ki hiç bir gűc zorla diğer toplulukları tek tipe dőnűştűrememiştir. Bazan zorun yoğun olduğu durumlarda gruplar istendik davranışlara bűrűnműşlerdir ama zorun ve baskının kalktığı anda hemen kendi orijinal hallerine dőnműşlerdir. Kemalist ideoloji Tűrkiye’yi laik yapamamıştır. Kűrtleri Tűrk yapamadığı gibi. AKP darbesi de (evet bu bir kansız bir darbedir. Burda açıklamıştım.) herkesi kendisi gibi (műslűman mı, műmin mi, radikal islamcı mı her ne ise) yapamıyacaktır. Bu nedenle bu toplumun bir çőzűm arayışı içine girmesi gerekmektedir. En basit adım da şudur aslında: Birbirimizi sevmek zorunda değiliz, birbirimize inanmak zorunda da değiliz, ama birbirimize saygı duymak zorundayız ve bunun da en őnemli aracı herkes için aynı işleyecek bir hukuk sisteminin varlığıdır.

 

1 Mayıs 2013... Kayda geçsin!

Temelkuran

Onlar "Neme lazım" diyenlerin geleneğinden geliyor, Biz isyan edenlerin,

Onlar grev kırıcıların geleneğinden geliyor, biz grev yapanların,

Onlar "Sürüden ayrılanı kurt kapar" diyenlerin, geleneğinden geliyor, biz "Koyun musun kardeşim!" diyenlerin,

Onlar ayran içenlerin geleneğinden geliyor, biz "Günah benim kime ne!" diyenlerin,

Onlar ellerini önlerinde kavuşturup başlarını bükenlerin geleneğinden geliyor, biz yumruklarını sıkıp kaldıranların,

Onlar sadakayı lütfedenlerin geleneğinden geliyor, biz ekmeği ikiye bölenlerin,

Onlar "işini bilenlerin" geleneğinden geliyor, biz yumruğunu masaya vurup konuşan Yaşar Usta'nın,

Onlar "gizli gizli kırıştıranların" geleneğinden geliyor, biz dört nala sevişenlerin,

***

Onlar sırıtanların çocukları, biz kahkaha atanların,

Onlar "Evinizde oturun, bizim de vaktimiz gelecek" diyenlerin vaazlarını dinledi, biz "Sokak özgürleştirir" diyenlerin şiirlerini,

Onlar gayretkeş gardiyanların çocukları, biz vazgeçmeyen mahkumların,

Onlar Recep İvedik, biz Yılmaz Güney,

Onlar etek öpmüş, biz "paçaları aşağıya almışız",

Onlar "Converse" giyince sivilleşen çocuklar, biz postallıyı makosenli görünce de tanıyanlar,

Onlar Muhteşem Süleyman'ın ahvadı, biz "Bu dünya Sultan Süleyman'a kalmadı" diyenlerin,

Onlar "örgüt, ideoloji, emek" sözlerini şeytan icadı sananların çocukları, biz "zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların",

Onlar "çukurları işçilerden" korurlar, biz "işçileri çukurlardan",

Onlar çocukları bombalayıp "Pardon" bile demeyenler, biz ölü çocukların gözleriyle yaşayanlar,

Onlar suçlu kendileri bile olsa ekranlarda bık bık konuşanlar, biz öfkeden, tiksintiden nutku tutulanlar,

Onlar gazı atana değil yiyene kızanlar, biz yaralı arkadaşlar için ambulans arayanlar,

Onlar ihale peşine, biz arkadaşlarının duruşmalarında koşturanlar,

Onlar "Herkes bize benzesin" der, biz "Kim olursan ol gel",

Onların iftarı beş yıldızlı, namazı bodyguard'lı, biz iman ederiz çıplak gelip çıplak giden insana,

Onlar çocuklar soru sormasın diye 4+4+4, bizde "Matematik iyi, kuşlar pekiyi",

***

Onlar bu sabah çıkıp dövülenleri suçlayacaklar, biz bu sabah kalkıp "İyi misin?" diye arkadaşlarımızı arayacağız.

Onlar bu gece ayran içip mışıl mışıl uyuyacaklar, biz sofra kurup dostluğu, arkadaşlığı kutlayacağız.

Onlar huzurlu rüyalar görecek, biz gerçeği görmek için birbirimizin güzel, aydınlık yüzlerine bakacağız.

Onların çocukları babalarının göbekleriyle övünecek, bizim çocuklar babalarının kalbiyle...

Onlar böyleyken, biz böyleyiz işte... Bu kavga bitmez!

1 Mayıs 2013'de yaşanan saldırıları tarihin kayıtlarına böyle geçirdim. Hepimize geçmiş olsun!



ECE TEMELKURAN

May 2, 2013

İYİ ADAMA BİR İKİ SORU/Bertolt BRECHT

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin?
Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz.
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kiminki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?
Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni dibine iyi bir duvarın
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni.
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa...