Pages

Nov 4, 2011

Ve bir gűn gelir anneler de őlűr!

Őlűm. O ne soğuk bir kelimedir őyle. Oysaki alışkın olmalıydık. Gűn geçmiyor ki sarsılmayalım őlűm haberleriyle.

Oysaki alışkın olmalıydım. Aylardır iyi değildi. Hatta onun için son bi kez olsun gidip gőreyim diye geçmiştim Kuzey Atlantik’i . Iyi de olmuştu. Sarılmştım o bir kuş kadar kűçűlműş bedenine. Gőzlerinin matlaşan ferinde yansıyan kendimi gőrműştűm, ki beni iyi gőremediği de belliydi. Ama dűzelmişti iki gűn sonra. Sanki benim gelişim ona yeni bir enerji vermişti. Alıp ellerime başını “anammm- anacım” deyip őpműştűm alnını. “Dake kurban!” demişti. Dayamıştım başını gőğsűme. Ve belki ilk defa bőylesine koklamıştım anamı. Kokusunu hatırlamak istiyordum. Ilk defa kızımı őyle salt sevgiden koklamıştım. O zamana kadar ne bilirdim kokunun -sevdiğinin kokusunun- ne mene bir şey olduğunu? “Kınayı getir aney/ parmağın batır aney/ bu gece mısafıram/ koynunda yatır aney” tűrkűsűnű sőyleyerek kucağında uyumuştum. Saçlarımı okşamıştı. Nasıl da rahat bırakmıştım kendimi uykuya. En gűzel uykumdu sanki bu..

Dűzelmiş gibiydi, ama sanki iyi değildi bu defa. Biliyordum iyi değildi. O da biliyordu. Uçak Izmir űzerinden uzaklaşırken, ağlamak gelmişti içimden. Sanki bir daha annemi Izmir’de gőremeyecektim. Elimdeki makaleye odaklaşarak kaçmıştım bu olumsuz dűşűnce sağnağından. Benden sonra tekrar hasteneye kaldırmışlardı. Ardından bir daha. Ve en son iki gűn őnce ablam arayıp “acile getirdik anneyi, durumu iyi değil bu defa” dediğinde biliyordum. Geleyim dedim! “Yetişemezssin. Hem gelsen ne yapabileceksin ki. Sanki biz burdayız da bir şey mi yapabiliyoruz” dediler. “ Saçmalamayın yahu! Hele durun biraz. Bakarsınız yine atlatır, belli mi olur?” deyip hem kendime hem bizimkilere umut aşılamaya çalıştım işe gitmeden evvel. Işe gideli 1 saat olmamıştı ki haber geldi: őldű!

Bir anda her şey bir sessizliğe bűrűndű. Dışarıdaki araba sesleri, koridordaki insan sesleri, bilgisayarın soğutucusunun sesi, her şey. Bir űşűme ardından. Gőzlerimde bir yanma hissi sonra. Boğazımda bir dűğűm. Sonra belli belirsiz bir boşluk duygusu: Anne yok artık!

Artık " Dake çavani” diye telefon edemiyeceğim. “Dake kurba, te çavani? Senine?” diyemeyecek. Sonra o belki ilk ve son defa içime çektiğim kokusu.

Ardından karşı konulmaz bir ağlama. Dirseklerim masaya dayalı, başım avuçlarımın arasında, salya sűműk ben. Sessiz olmaya niye çalıştım ki. Hıçkıra hıçkıra ağlasam ne olacaktı ki? Kaç dakika sonraydı hatırlamıyorum. Baktım çalışmaya çalışıyorum. Sonra kapattım herşeyi. Eve geldim. Yanımda o boşluk duygusu. Kocaman bir boşluk. Ağlamak boğazımda dűğűmlenmişti şimdi.

Űç ananın çocuklarını beraber bűyűtműştű; 9 çocuk. Ilk ikisi bir anadan, biri bir başka anadan ve son altısı kendinden. Aile sırrı bile değildi bu. Sadece mesele o değildi. Herkes kardeşti. 20 yaşımdaydım ilk duyduğumda son altı çocuğun annemden olduğunu. Kimse űveylik duygusu yaşamasın diye, kimse “analık- űvey annelik” yapıyorsun demesin diye bıçak sırtı bir dengede bűyűtműştű bizi. Őzlűk ve űveylik hiç konuşulmadı. Bir gűn olsun şikayet ettiğini duymadım. Hatta bazan “kendini paspas etmişsin be anam” diye dűşűnmediğim olmadı değil. Ama başka tűrlűsűnű de zaten yapamazdı. Bőyle yapılmalıydı annelik.

Komşularını, kedilerini, çiceklerini ne çok severdi. Çiçekleriyle konuşurdu. O konuştukça çiçekleri canlanırdı sanki. Bitkilerin de bir psikolojisi olduğunu ilk ondan őğrendim aslında. “Oğul o da candır. O da bilir sevgiyi” demişti bir gűn. Kızım derdi çiçeklerine ama; bűtűn çiçekler kızdı  :-)

Gűzelliğe de dűşkűndű. Kadınların gűzelliğine bir başka dűskűndű. “Anne sende lezbiyenlik var valla” diye takıldığım da olmuştu. Yakışıklı erkeğe de “gűzel erkek” derdi. Babamı kışkançlıktan çatlatırdı bu, ama yine de saklayamazdı gűzel karşısındaki duygularını. Az kűfűr yememiştir babamdan. Aslında yaşlanmanın da bu yanı çok ağrına gitmişti sanki. Hiç sevemedi, alışamadı yaşlanma duygusuna. Hep sanki genç, gűzel, ve sağlıklı kalmak istedi (kim istemezdi ki?). “Oğul benim gőzlerim niye bőyle olsun ki? Gőzűműn ışığı niye sőnsűn ki” diye sorardı. Kabul edilir, anlaşılır bir şey değildi yaşlanmak ve belli fonksiyonları yitirmek.

Nasıl da isterdi okuma yazma őğrenmiş olmayı, okula gitmeyi, ve bir meslek sahibi olmayı.Araba sahibi olmayı. Nasıl da őzenirdi kadın şőfőrlere. “Izin vermediler oğul! Ne vardı elim(iz) kalem tutsaydı?” diye serzenirdi hep. Ah her kadın biraz feminisstir aslında derdim içimden.

Anam, o gűzel anam yok artık. Sosyal networkun birinde “artık daha yalnızım” diye not dűşműştűm dűn. Yalnızlık neyse de yaşın kırklarda olsa da annesiz yalnızlık kőtű bir şey. Bir garip boşluk duygusu. Őlűmlere, őlűm haberlerine alışmayla da ilgisi yok. "Ve bir gűn gelir anneler de őlűr" gibi mantıksal çıkarımlarla da alaksı yok, çűnkű her őlűm erken. Her őlűm genç. Her őlűm apansız. Her őlűm haksızlık…
Post a Comment