Pages

Feb 26, 2016

Sizin de Kapınızı Çalar

Bir gün sizin de kapınızı çalar bu zulüm
Bu insanlıktan çıkmış sevgisiz fesatlık
Bu kana susamış kin ve nefret
Bu cesetler üzre çürümüşlük

Bir gün sizin de kapınızı çalar bu
Bu çocukları göz altında kaybeden meçhul adamlar
Bu gece ve sis


Bir gün sizin de kapınızı çalar bu
Bu ahlak giyinmiş ahlaksızlık
Bu din kuşanmış vicdansızlık
Bir gün sizin de kapınızı çalacak
Bir gün
bu habersiz,
sessiz,
sedasız
sadece
kendi
içinde
çınlayan
çığlığınız

Jan 10, 2016

Sözün Bittiği Yer

Önce söz vardı diyordu kutsal kitaplardan biri. Söz Tanrıydı. Söz güçlüydü. Sözün bir hükmü vardi. Ya bir şeyleri değiştiremeye yeterdi ya da en azından sağır sultanların kulağına çarpardı ki sağırlar da duyardı. Bi-ara "sözün bittiği yer" denmeye başlandı. Hannah Arent'in Kötülüğün Sıradanlığı'na referanslar verip anlamaya çalıştık bu "sözün bittigi yeri". Anladık mı? Köylülere bok yedirilişini anladık mı ? İşkence haberlerinin ve Diyarbakır zindanında olanların duyulmaya başlandığı zamanlar sözün bittiği yerlerdi. Anladık mı?

Kendini tekrarlayan çirkin bir nakarat gibi kötülükler ard-arda oluyor ve "sözün bittiği yer" demenin anlamı da kalmıyor artık. Bir ara teknoloji yardıma yetişir gibi oldu; fotolar, animasyonlar, filmler, çizimler ve daha nice farkli formlar dilin yetmezliğindeki açığı kapatmamıza yardım edebilirdi. Çok başarılı, çok yaratıcı şeyler yapabilirdik. Yaptık da. Bir görsel bin sözcüğe bedeldi. Görseller, görsellerdeki dramatik, estetik, espritüel dil de de yetmez olmaya başladı sonra. Hatta hatta bütün olanakların nerdeyse bir birleşimi olarak duvar yazıları ve grafitiler (hem görsel, hem yazınsal, hem artistik, hem şiirsel) sokaklara taşındı. En iyi örneklerini Gezi eylemliliklerinde gördük. özellikle o alışılmış büyük felsefi ve politik slogan-vari söylemlerin (grand naratıve) dışına çıkıldı. Dilin olanakları (sanki) hiç bir zorlanma olmadan, alabildiğine otantik bir oluşumla başka bir düzeyde uç salmaya başlamıştı. Esprituel bir söylem vardı. Çığlık yerine alaycı kahkahalar, zalimin yüzüne tüküruçesine bakan sırıtmalar, ve onurlu bir inatciligin bel kemigini olusturdugu bir dil vardi sokaklarda ve alanlarda. Sağır olmuş kulaklara değiyordu bu yeni dilin sesleri, nasır bağlamış yüreklere ulaşıyordu. Ve en önemlisi duyanı sokağa döken bir mistik gücü de vardı bu dilin. "Demek ki kürtlere de 90larda böyle yapılıyordu" diyenler umut vermeye başlamıştı. Körleşme bir daha olmayacaktı. Artık basın-yayın saklasa da işte görmüştü insanlar neler yapıldığını. Penguenler bile kirletilmişti. Görmüştük. Hiç bir doğa belgeseli gizleyemeyecekti hiç bir kötülüğü. Ve üstüne üstlük çok güçlü bir kanı vardı ortalıklarda: "Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı". Ama oldu, her şey hatta eskisinden bile beter oldu nerdeyse. Acılar yarıştırılmaz, karşılaştırılmaz. Acılar değil eskisinden kötü olan bugün; körlüktür. Duyarsızlık, sağırlık, umursamazlıktır. Kötülüğün kendisinden daha kötü olmaya başladı körleşmeler.

Surye'deki savaşın ortasındaki çocuklara oyuncak göndermek isteyen gencecik çocuklar bombalandı. Barış isteyen nice güzel insan barış mitinginin sabahında, miting henuz başlamadan katledildi ülkenin başkentinde. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi şehirlerde. Sokağa çıkma yasağı sürerken evlerinde öldürüldü insanlar. Açlığa ve susuzluğa terkedildi. Sağlık çalışanları ve ilk yardım ekipleri vuruldu. Sokaklarda ölüsünu bile alamdı insanlar. Beyaz bayraklarla kaçmaya bile calışirken ateş açıldı insanlara. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde kurşunlanarak tahrip edilen tarihi Dört Ayaklı Minare’nin önünde tarihsel eserler tahrip edilmesin diye toplanıp barış isteyen Tahir Elçi en garip bir mizansenle onca kameranın, cep telefonlarının, ve görgü tanıklarının önünde katledildi. Göz göre göre seçimlerde kaybeden bir iktidarın terör estirmelerini en ucuz, o en aşağılık ve en klişeleşmiş söylemlerle gerekçelendirip onulmaz bir sessizliğe döndü kalabaliklar. Bir tek “hendekler” ve “şehre inen teröristler” söylemleri yetti bu yeni bir körleşmeye.

Körleşmeyenler de surekli bir tehdit altında; Ya histerik bir biçimde cadı avına katılıp egemen ideolojinin korosuna katılacaklar ya da onurlarını ayaklar altına alacak düzeyde aşağılanacaklar. Beyazıt Öztürk kendi adını taşıyan şovda birden bire çocukar ölmesin, silahlar sussun sözlerini onaylamasi nsebebi ile PKK ve terror prpagandası yapmakla suçlandı. Sonra da nerdeyse salya sümük özür diletildi. Özür dilemek bir erdem olmalı oysa; Olmadi. özür dileme bir onursuzluğa dönüştürüldü.

Sözün bittiği yerdeyiz yeniden.

Sözün bittiği yerde gözler işığını da kaybediyor. Sesler tınısını. İnsanlığını yitiriyor bir ülke. İyi niyetle ve içten söylenen o "Demek ki Kürtlere de böyle yapılıyordu" cümlesi koca bir yalana dönüşdü insanların çürümelerinde. Parça parça , lime lime insanlığı dökülüyor bu ülkenin. Sözün bittiği yerde insan da bitiyor.

Aug 24, 2015

Soykırımın Ayak Sesleri

Bu yazıyı ilk 2012'de yazmışım, bugün için hala geçerli diye üste çıkarayım dedim. Ancak bugün "soykırım"ı "İç Savaş" diye okursanız daha anlamlı olacak.
Defalarca yazdı(m) - yazıyor insanlar; ırkçılığı çoğaltmayın, nefreti normalleştirmeyin, toplumsal adalet duygusunu zedelemeyin diye. Tarihsel olarak yapılan haksızlık, baskı, zulum, ve ayrımclıklardan bir ders çıkarıp daha adil bir toplum yaratmak yerine hem suçlu hem gűçlű olup kurbanı daha da őtekileştirmiştir bu toplum. Űlkenin bir çok yerinde yıllardır linç girişimleri olmakta ve bunlar “duyarlı vatandaş tepkisi” diye onanmakta ve pekiştirilmektedir. Bu őyle bir hale gelmiştir ki utanmadan sıkılmadan insanlar katliam ister olmuşlardır. “en iyi Kűrt, őlű Kűrttűr” demeye vardırmışlardır. Işte bir kaç  Twitter  őrnegi

ßilge’ Ќâân ‏@bilgekaan_ua
#basbakananot Açılım değil katliam istiyoruz, soykırım istiyoruz!
Umut Sabri Akgün™ ‏@UmtSbri
Açılım Değil Katliam İstiyoruz ! Onlar 800 Öldürdüyse Siz 800.000 Öldüreceksiniz ! Gerçi Böyle Şerefsiz Başbakanla İmkansız !
twitkolik ‏@Twetkolik
“Açılım Değil Katliam İstiyoruz” Pkk ya yardim eden koylere bomba yagdirin, cocuk kadin oldurun…
***m.i.s.s 12*** ‏@pff_snne_be_slk
Sığındığınız o mağaralarda leşinizi alacağız Açılım Değil Katliam İstiyoruz
Gülçin Dalaklı ッ ‏@glcndlkl
Boş sözlere artık tahammül yok Açılım Değil Katliam İstiyoruz !!!
Oktay07FB ‏@legend907
Açılım Değil Katliam İstiyoruz önce meclisteki itlerden başlayın !
kübrabaydaroğlu ‏@kubrabaydaroglu
“Açılım değil katliam istiyoruz.” derken PKK’yı kastettiğimizi anlamazlıktan gelip bizi faşistlikle suçlayan gerizekalı bir kesim var.Yazık.
Konuyla ilgili Aljazeera'nin haberi burda

Evet! Hiç kaygılanmayın, bőyle giderse bir katliam olmaması çok uzak bir ihtimal gőrűnműyor. Katliam istiyenlere katliamın bir çőzűm olup olmayacağını sormak isterdim. Eğer katliam olursa ortalık kan gőlű olacaktır ama bu gől sadece bir grubun kanından değil her tarafın kanından oluşacak. Ve bundan sokaktaki insandan, internet café’lerdeki delikanlılara, başbakanından içişleri bakanına ordan da rűtbeli subaylarına kadar sorumlu olacaktır. Ve en őnemlisi, problem yine orda duracak.

Bir ara gűvenilir bir kaynaktan çevirmiştim soykırımın belirtilerini ve yapılması gerekenleri. Aşağıya tekrar alıyorum birileri okur da őgrenir diye. Soykırımın ayak sesleri gittikçe yaklaşıyor. Soykırım çőzűm değil. Soykırım őnlenemez  değil.

 Soykırıma Giriş 101.

Aşağıdaki yazı Genocide Watch organizasyonunun genel műdűrű Gregory H. Stanton’un bir brifing olarak yazdığı Soykırımın 8 Evresi adlı makaleye dayalı olarak yazılmıştır. http://www.genocidewatch.org/images/8StagesBriefingpaper.pdf

Soykırım durdurulabilecek ya da yönű ve hızı değiştirilebilecek dolayısıyla gelişi kolayca tahmin edilebilien bir sűreçtir. Bu sűrecin de sekiz evreden oluştuğu gözlenmiştir.

Her evrede uygulanabilecek önleyici tedbirler soykırımı durdurabilir. Sűreç tek-dűze ya da dizgesel (çizgi halinde ilerleyen ) bir sűreç değildir. Yani sonraki bir aşamada bulunan bir evre pekala daha önce de gerçekleşebilir. Ancak şurası önemlidir ki bűtűn sűreçler soykırımın oluşmasına katkıda bulunan örgűn bir bűtűnű oluşturur. Bu evreler şöyledir.

  1. Kategorileştirme: Hemen hemen bűtűn kűltűrlerde görűlen kűltűrűn űyelerine ulusal dinsel, ve ırksal bir aidiyet ve kimlik kazandıran dolayısıyla kendilerini diğer kűltűre ait olanlardan ayırd etmede kullanılan dilsel, kűltűrel, ve mental edimlerdir. Sosyo-ekonomik, politik, etnik, ve benzeri analizleri ve akıl yűrűtmeleri de içeren kűmeleme, dereceleme, sıralama, sınıflandırmaları da içerir. En yaygın formu “biz ve onlar” şekilinde ifade edilen formudur. Ilk elde oldukça doğal ve hatta nerdeyse kaçınılmaz görűlen bu tip eylemlilikler guruplar arasında çelişkilerin kutuplaştığı ya da kutuplaşma eğilimi gösterdiği toplumlarda soykırımın meydana gelmesini sağlayacak ortamı yaratır ve besler.

    • Önleyici Tedbirler: Bu erken aşamada alınması gereken en önemli tedbir evrensel değer ve kurumların geliştirilmesi ve bunlar aracılığı ile de toplumda var olan etnik, ırksal, ve dinsel farklılıkların bir problemden öte bir zenginlik diye algılanmasını sağlamak ve bu tűr farklılıkların kutuplaşmalara gitmesinin önűnű kesmektir. Sűrekli olarak oluşturulacak ve desteklenecek karşılıklı hoşgörű ve saygı ortamı toplumsal barışa hizmet edecek ve daha bűyűk toplumsal felaketleri önleyecektir. Dűşmanlığı kışkırtacak eylem ve söylemlerin hoşgörűlmemesi (sosyal bir norm olarak), desteklenmemesi, ve en önemlisi net bir dille kınanması önemlidir. Bu aşamada toplumsal adalet duygusunun yaratılıp korunması en kaçınılmaz ve en etkili önlemlerden biridir. Ortak paydalarda (adalet, hukuk, anayasal özgűrlűkler, insan hakları gibi) hemfikir olma ve birliktelik duygusunun yaşanıyor olması önemlidir.

  2. Sembolleştirme: Daha iyi iletişmek için herşeye bir isim veririz; nesnelere, guruplara, sembollere, sınıflamalarımıza, kategorilerimize. Renklerine, etnik kökenlerine ve benzeri özelliklerine göre insanlara da isim verip guruplarız; Kűrt, Tűrk, Yahudi, Ermeni, Zenci gibi. Bunun yanısıra bazan da insanlara ya da bir gurubun űyelerine semboller de atfederiz, ya da kendileri kendilerine bir sembol seçerler. Görűldűğű gibi aslında sembolleştirme, kategorileştirme, sınıflamalar çok insanca edimlerdir. Bu ve benzeri edimlerin ve eylemlerin problem olması bunların kin, nefret, ve dűşmanlık duygularıyla birleşmesiyle oluşur. Sembollerin bu duygu ve dűşűncelerle birleşmesi ideolojik bir form alması en klasik anlamda bir tehlike çanıdır. Sembollerin duygularla karışması bir tűr ilkel rituale geri dönűştűr. Örneğin sarı yıldız sembolűnűn yahudileri ayırd eden bir anlama bűrűnmesi. Kamboçya’da da doğu bölgelerinden getirilenler mavi bir atkı ile tanımlanıyordu. Űlkűcűlerin Tűrklűğű ve kendilerini uluyan kurt, űç hilal, ve uzak Asya’dan alınmış bıyık biçimleriyle tanımlamaları ve özdeşleştirmeleri buna örnek gösterilebilir.

    • Önleyici Tedbirler: Bu aşamada ırkçı, kin ve nefret içeren sembolleştirmelerin legal olaral yasaklanması oldukça etkili olabilir. Gurup simgeleri, çete giysileri, amblemleri vs. ler de yasaklanabilir. Yasaklamanın ötesinde aslında bu tűr oluşumlara karşı yaygın eğitimsel kampanyaların baslatılması ve desteklenmesi daha uygundur. Bu eğitim çalışmaları eğitim kurumları (okullar, kurslar, halk eğitim merkezleri, vb.) ve her tűr medya’nin yardımlarıyla daha etkili kılınabilir. Hatta bunun için toplumdaki rol modellerinin de desteği alınabilinir. Yani asıl başarı bu tűr nefret ve ırkçı söylemlere karşı yaygın kűltűrűn (sokaktaki adamın) desteğini alamaya bağlıdır.


  3. Insan-Dışılaştırma: Insan-dışılaştırma bir gurubun (ki özellikle egemen gurubun ya da siyasal ve ekonomik erki elinde bulunduran gurubun) kendisine ait olan veya kendilerine sağlanmış olan insanca yaşama koşullarının, hak ve özgűrlűklerin diğer guruplara sağlanmasının inkarı sűrecidir. Bu sűreç git gide hedef olarak seçilen gurup űyelerine insana ait olmayan sıfatların atfedilmesine kadar gider. Sanki o gurup űyeleri insan değilmiş gibi, acı çekmezlermiş gibi, anaları ağlamazmış gibi anlatılır insandışılaştırılır. Örneğin hedef guruptan birine yapılan işkence rkçı gurup űyleri tarafından insanlık dışı bir muamele gibi görűnmez. Kenan Evren’in asmayalım da besleyelim mi sözű böyle bir oluşuma gűzel bir örnektir. Sanki hayvan besliyor. Sanki insanlardan söz etmiyordu Kenan Evren. Ya da işkencede joplarla tecavűz konusu gűndeme geldiğinde bir devlet yekilisi “”Bizim koç gibi delikanlılarımız var, ne diye cop kullanalım...” diyordu. Görűleceği gibi bu yetkili tecavűzű nerdeyse bir zevk, doyum ve şehvet meselesine dönűştűrerek bir insanlık suçunu normalleştirmektedir. Tabi bu söylemi en etkili kılan ögelerden biri de Tűrkiye toplumunda her zaman pohpohlanan erkekliğe yapılan göndermedir. Bu ve benzeri nefret ve kin propagandaları kınanmadan ya da çok ustaca kelime oyunlarıyla gűndeme sığıp yaygınlık kazanır, medyada ve yazılı basında çokça görűlmeye başlanır ve çok kısa sűrede sokaktaki insanın diline ve beynine bulaşır. Bu ve benzeri insandışılaştırmaya karşı çıkanların ise vatan hainliği ve işbirlikçilik gibi suçlamalarla susturulmaya çalışıldığı bu evrede ivme kazanamaya başlar. Korku politikaları yaygınlaşır, insanların özgűrlűkleri, yasal hakları sınırlandırlır ya da askıya alınır. Insan hakları ihlallleri yaygınlaşır, suçlular korunur ve gerektiğinde yurt-dişına kaçırılır, hapishaneden kaçırilir, ve saklanır. Özellikle anayasal hakların sağlanamıyor olması insanların kendini gűvende hissetmelerine olanak vermez. Kendini gűvende hissetmeyen insanlar da bir guruba (çoğunlukla gűçlű olan bir guruba) ait olma eğilimi gösterirler.

    • Önleyici Tedbirler: Bu aşamada anayasal hakların ve gűvenliğin sağlanması çok önemlidir. Nefret, dűşmanlık ve kin içeren konuşma, yayın ve benzerlerinin iç ve dış otoritelerce kınanması önemlidir. Bu tűr dűşmanlık yayıcı her eyleme karşı kesin net bir tavır alınmalıdır. Bu kınama eyleminin toplumda yaygınlaştırılması ve kűltűre yerleştirilmesi can alıcı bir öneme sahiptir. Bu tűr propaganda yapanların yurt dışı ve yurt içi hesapları dondurulmalı, ve yurt dışına çıkışları engellenmelidir.

  4. Örgűtlenme: Soykırım herzaman örgűtlűdűr. Soykırımda genelde devletin parmağı vardır. Devletin organlarının rol almadığı durumlarda soykırım girişiminin başarılı olması nerdeyse olanaksızdır. Ancak devlet kendini korumak için diğer suç unsurlarını kullanır. Örneğin Darfur’ da Janjaweedlerin kullanılması, ya da diğer paramiliter gűçlerin kullanılması (Gűney Amerika’da ve Tűrkiye’deki gibi) Jitem, űlkűcűler, Mafya, Ergenekon, Hizbullah, ve hatta özel gűvenlik gűçleri vb.


    • Önleyici Tedbirler: Bu aşamada yapılacaklar oldukça sınırlıdır çűnkű sorumlular otoritelerce korunmaktadır. Eğer korunmuyorsa bu sorumlu gurupların, guruplara űyeliğin ve gurupların liderlerinin yasa dışı kılınması şarttır. Műmkűnse uluslararası organizasyonlardan (United Nation gibi) yardım istenmelidir. Űlkeye silah satışları durdurulmalı veya control edilmelidir. Suçları inceleyecek ve araştırılacak bağımsız komisyonların kurulması da bu aşamada gereklidir.
  5. Kutuplaşma: Ayrımcılık, nefret, kin ve dűşmanlığın en űst aşamaya ulaşması kutuplaşmayı işaret eder. Bu aşamada radyolar, gazetler, televizyonlar bűyűk bir propagandanın ve kıyım politikalarının aracı haline gelmişlerdir. Sosyal iletişimler bile tanımlanmış ve sınırlanmıştır. Örneğin hedef gurubun űyesiyle sokakta yűrűrken bile görűnmek tehlikelidir. Hedef gurubun űyelerinden biriyle evlenmek de, aile sahibi olmak da insanların dűşman gibi algılanmasına yeterli bir gerekeçedir. Hatta hatta biraz da ilerlemiş bir durumda tarafsız kalmak da dűşman gibi algılanmak için yeterli bir sebeptir. Dolayısıyla artık iki kutup vardır: beyaz ve siyah. Ya bizdensin ya ötekinden. Orta yoktur. Diğer bir deyişle bu aşama toplumdaki tarafsızların da taraf tutmaya itildiği bir aşamadır.

    • Önleyici Tedbirler: Soykırımı tek önleyici gűce sahip görűnenler nefret gurubunun içinden çıkabilecek arabuluculardır ama genelde ilk öldűrűlen ya da tutuklananlar da bu arabucular olur. Bu evrede bu arabucuların korunması ve insan hakları örgűtlerinin desteklenmesi çok önemlidir. Askeri darbe girişimleri de genelde bu aşamada görűlűr bu nendele olası darbe girişimlerine karşı alarmda olunmalıdır, ulusal ve uluslararsı gűçlerin yardımı sağlanmalıdır.

  6. Hazırlık: Hedefteki etniğine, dinine, kűltűrűne göre seçilmiş dűşman gurup iyice belirginleşmiş, toplumun diğer unsurlarından ayrımlaştırılmıştır. Sanki soykırımcılar gizli bir seferberlik içindedirler. Kara listeler –ölűm listeleri- hazırlanmış, adresler, mahalleler, sokaklar belirlenmiştir. Görevler dağıtılmıştır. Űyeler silahlandırılmıştır. Kurban listesindekilerin soykırım kargaşsında daha bir ayırd edici olması için bűtűn hazırlıklar tamamlanmıştır: örneğin hedefteki gurup űyeleri belli bir sembol taşımak zorundadırlar: Yahudilere yakalarına sarı yıldız takmaları bu nedenle istenmiştir. Işyerleri işaretlenmiştir. Kahraman Maraşta alevilerin evleri de tebeşirlerle işaretlenmişti. Toplama kampları, işkence tezgahları, ve hapishaneler belirlenir.

    • Önleyici Tedbirler: Bu durumda United Nation gibi uluslararası gűçlerin, silahlı gűçleriyle birlikte duruma el koymasından başka birşey yoktur. Bunun yanısıra műmkűnse hedefteki kurban seçilmiş gurupların kendilerini koruyacak (silah ve benzeri) yardımları alması gereklidir.

  7. Imha: Imha bir saman ateşi gibi başlar ve toplu kıyımlar bir anda gerçekleştirilir. Hedef gurubun űyelerinin vahşice, canice öldűrűlmesi soykırımı gerçekleştirecek gurup űyeleri için çok doğaldır. Yaptıklarının bir soykırım, bir insanlık suçu olduğunu dűşűnmezler, algılamazlar. Bu gurup űyeleri de bir tűr insanlıktan çıkmış, hayvanlaşmıştır. Öldűrdűklerinin insan olduklarını dűşűnmemektedirler. Insan benzeri yaratıktır öldűrdűkleri. Imha aşamasında develt gűçleri ve paramiliter gűçler arasında fark silinmiştir, herkes soykırıma aktif bir biçimde katılmaktadır artık. Bu aşamada bazan da hedef seçilmiş gurubun dışında birbirleriyle çelişkisi olan guruplar bu kaotik ortamın yarattığı fırsattan yararlanıp o gurup űyelerinden intikam almaya çalışırlar ki, bu kaotik durumu, tam bir girdaba dönűştűrűr.

    • Önleyici Tedbirler: Bu evrede ancak ve ancak acil ve etkili bir silahlı műdahale önleyici olabilir. Bu műdahale de ancak eğitilmiş (uluslararası ve tarafsız) silahlı gűçler tarafından uygulanabilinir. Bu aşamada gűvenli bölgelerin bu bölgelere giriş çıkışı sağlayacak gűvenlik gűçlerince kontrol altında tutulan koridorların kurulması bir zorunluluktur.

  8. Inkar: Hemen hemen her soykırımın ardından görűlen aşama inkar aşamasıdır. Inkar yakın ve uzak gelecekteki diğer gerçekleştirelecek olası soykırımlara karşı gűvenilir bir garanti belgesi niteliğini taşır. Çűnkű ilkinden paçayı sıyırınca diğerlerinden de paçayı sıyırma şansı ya da tecrűbesi artacaktır. Soykırımcılar eşgűdűmlű olarak bűtűn yazılı ve görsel her tűr belgenin imha etmeye, toplu mezarlar yaratarak, cesetleri yakarak soykırımı örtpas etmeye yeltenirler. Sonuna kadar inkar sökonusudur. Bir suç işlendiğini kesinlikle red ederler ve en önemlisi kurbanı suçlama çabasına ve kampanyasına girişirler. Bunlara ek olarak olası bűtűn legal yolların ve soruşturmaların önűnű tıkamaya çalışırlar. Liderler ve elebaşıları daha çok dokunulmazlıklarını korumanın yollarını ararlar. Hiç bir seçeneğin kalmadığı durumlarda da kendilerince gűvenli bir bölge ya da űlkeye kaçmayı denerler.

    • Inkarla başetme: Bunun en etkili yollarından biri tanıkların, delillerin dokűmanlaştırılmasını olanaklı kılacak tarafsız uluslararası mahkemelerdir.