Pages

Apr 21, 2017

Budur Ahvalimiz

Aşağıdakini 2009'da yazmışım. Pek bir şey değişmemiş demeyin,  değişmiş bence. Ne değişmiş biliyor musunuz? O sessiz kalanların bir kısmı zalimin yanında taraf tutarken, bir kısmı da kendi sessizliğinde boğulmuş . Bu geçen zaman içinde karşı çıkamadığının yanında yer almış. Kendini o zalimle tanımlar olmuş.

Budur ahvalimiz.

He who passively accepts evil is as much involved in it as he who helps perpetrate it. ~Martin Luther King, Jr.
Bazan kızıyorum insanlara. Güzel, akıllı, dürüst insanlara kızıyorum hem de. Belki bir faşiste öyle kızmıyorum. Çünkü faşistin ne olduğu ortada. Kapasitesi, yapacakları, yapamayacakları, kimin safında olduğu ortada. Kızdığım, bu güzel insanların nerde olduklarına dair muğlaklık. Taraf olmamalarıdır. Taraf olmanın gerektirdiği tutarlılığı, ahlaklılığı, ve cesareti gösterememeleridir. Cesaret korkunun yokluğu değildir. Cesaret korkuya rağmen haklıdan yana tavır almaktır. Haksızlığı kınamaktır. Zulme karşı ayak diremektir. Protesto etmektir. Elie Wiesel’in dediği gibi “There may be times when we are powerless to prevent injustice, but there must never be a time when we fail to protest.” Yani adaletsizliği önleyecek gücümüz belki olamaz ama bu adaletsizliği, zulumu protesto edememek için hiç bir mazeretimiz olamaz, olmamalı… çünkü zalim sessizlikten güç alır. Sizin sessizliğinizdeki onaydan… "Ben bir şey yapmadım, günahsızım" demeyin. Yüreğinizi kendinizi kandırarak rahatlatamazsınız. Siz de işin içindesiniz. Insanlar yargısız infazla öldürülürken, çocukların kafası silah kabzaları ile dağıtılırken ben sadece müzik dinliyordum, sinema, kitap eleştirisi yazıyordum, laboratvarda deney yapıyordum, mutfakta yemek yapıyordum diyerek kendinizi bu kan ikliminden kurtaramazsınız. Yani elinize silah alıp dağa çıkmanızı gerektirmiyor cesur olmak. Ya da örgűtlű bir militan olmak, ya da bir partizan sanatçı olamak. Yani bloğunuz varsa bloğunuzda iki satır yazmak da bir protestodur. Yazmayıp boş bırakmak da. Ama hiç yazmamak değil. Hiç yazmamak gözlerini kulağını tıkamaktır. Blog sahibi olmanın, internet ve ona ulaşacak bir bilgisayara sahip olmanın sosyal anlamda gűç oluşu da budur zaten. Ya da okulda, dersde, sokakta konuşmaktır. Çocuğunuzla , komşunuzla, arkadaşınızla konuyu deşmektir. Hiçbir şey yapamazsanız alıp bir şiiri okumaktır zulme ve kavgaya dair. Zulumla, terörle, öfkeyle yaşayın da demiyorum. Zaten mümkün değil hep aynı öfke, kızgınlıkla, ciddiyetle, matemle yaşamak. Güleceksiniz de! Siktiri boktan konularda “geyik de yapacaksınız”. Ama bi beş dakika ile bir iki cümle ile protesto etmekden de uzak durmayın. “Benim bloğum yemek tarifleri ile ilgili” ben ne yapayım demeyin. Bu gün polisin bu vahşetine gidecek yemek tarfi yok deyin mesela. Bi şey deyin ne olur! Ses edin! Güzel insan olmak, mutlu insan olmak demek insanlar katledilirken yanıbaşınızda, uzaklara bakmak değildir. Vallahi değildir!!!

Apr 17, 2017

2017 Referandum

O en salak köylü kurnazlıklarıyla PKK'ydı FETÖ'ydü derken herşeyi ele geçirdiler. Kötülüğü örgütlediler. Esnafı, muhtarları ve işsiz güçsüz doğuştan faşist gençleri milis gibi örgütlediler. Ağızlarından dışkı fışkıran medyayı bilgi kaynağı eylediler. Okullarda ırkçı, dindar ve milliyetçi bir müfredatı şırınga ettiler çocukların beyinlerine.

Kürt illerinde insanları bodrumlarda öldürdüler. Sokağa çıkma yasağı ilan edip aç bıraktılar, susuz bıraktılar, sokakta ölüsüne bile ulaşamadı insanlar.

Bombalar patlatıldı işid eliyle. Suriye'de çocuklara oyuncak götüren çocukları bile katlettiler.

Çaldılar, çırptılar. Hukuğu işletmek isteyenleri ya sürgün ettiler ya da işten attılar. Devletin her kurumunda insanlar üzerinde baskı yarattılar. Gazetecileri, yazarları, araştırmacıları, Üniversitelerden akademisyenleri işten attılar. En anayasal hakkı, imza atıp barış istemeyi, terör kapsamında ele aldılar. Seçimlerde trafo patladı elektrikler kesildi kediler cirit attı, çalınmış oy pusulaları bulundu ve hiç bir şey olmamış gibi bildiklerini okumaya devam ettiler.

Daha ne yapsalardı sahi? Daha ne yapsalardı bu ülkenin başına bir karabasan gibi çökeceklerini söylemek için?

Şimdi bütün baskı, zulum, hile ve manipülasyonlarla "kazanılmış" adına da referandum denilen bir şey var ortada. Ve ortada kameralara çekilmiş usulsüzlük ve hileler var ama bunları suç sayan hukuk yok; ayıp sayan ahlak yok; adaletsiz sayan vicdan yok.


Bir kaç kaynak
Avrupa Konseyi gözlemcisi: “Hem oy kullanım hem oy sayımında engellendik”
http://sendika29.org/2017/04/avrupa-konseyi-gozlemcisi-hem-oy-kullanim-hem-oy-sayiminda-engellendik/

Referandum Seçim Hileleri 16 nisan 2017
https://www.youtube.com/watch?v=VQjN6PjS8hY 

2,5 milyon mühürsüz zarfı geçerli sayan YSK, 2014'te AKP'nin talebiyle 1 sandık için seçimi iptal etmişti!
http://haber.sol.org.tr/toplum/25-milyon-muhursuz-zarfi-gecerli-sayan-ysk-2014te-akpnin-talebiyle-1-sandik-icin-secimi-iptal

AGİT: YSK'nın oy pusulası kararı yasaya aykırı
http://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2017/04/17/agit-referandum-adil-kosullarda-yapilmadi/

Mar 30, 2017

Tacizde: Devlet Millet Elele

Habere bakıyorum. "Tacizi ortaya çıkaran öğretmenler 11 gündür gözaltında" diyor başlığı haberin. Bir lisede dört kız çocuğunun okul müdürü tarafından cinsel istismarı ortaya çıkaran öğretmenler göz altına alınmış. 11 gündür de gözaltındalarmış.  Bir dakika! Göz altında olması gereken okul müdürü değil miydi? Herşeyin tersine döndüğü kötü bir distopyadayım sanki. 

Öğretmenliğe başladığım daha ilk yıl öğrenmiştim: Devrimci ve ilerici öğretmenlere karşı kırsalda oluşmuş köklü bir enteletüel düşmanlığı ve "Türk anane ve görenekleri" denen alabildiğine ne idüğü belirsiz birşeylere dayalı bir gelenek vardı. Devrimci öğretmenler komünisttiler; ahlaksız, dinsiz, ve imansızdılar. "Yakup Kadri'nin Yaban'ından bu yana pek bir şey değişmemiş" demiştim daha ilk aylarında öğretmenliğimin. Yerel halk ve devlet kurumlarının popülist politikaları eleleydi ve egemen gücü temsil ediyordu. Öğretmenliğine, bilgisine dair hiç bir açık ve eksiklik bulamadığı öğretmenleri önce illegal örgüt elemanlığı iddiasıyla elemine etmeye kalkışır bunu beceremediklerinde ise ahlaksal normalara dayalı kara çalma kampanyasına girişirlerdi. Erkek öğretmenler için "erkek öğrencileri genel-eve gezmeye götürmüş", "kızları elliyormuş" söylenirken kadın öğretmenler için ise erkeklerle fingirdeşmelerden tutun da etek boyuna hatta ne sıklıkla hamile kaldığına kadar giden bir çirkeflikler silsilesi sürüp giderdi.

Bunun kavgasına giriştiğim günlerde anlamıştım. Kendi içindeki pisliklerini, çirkefliklerini, ve ahlaksızlıklarıni develetin ideolojik aygıtlarını arkasına alarak meşrulatırılmış bir biçimde dışa vuruyordu bu adamlar. Sadece resmi kurumlar değil yerli halkın desteği de arkalarındaydı. Wilhelm Reich'in küçük adamıydılar. Komşunun karısına göz koyan, öğrencisini taciz edip en çok ahlaktan ve namustan söz edenin de kendileri olduğu küçük küçük adamlardı. "Kızlar pikniğe gelmesin, ip atlıyorlar ip atlarken memeleri oynuyor" diyen din ve ahlak bilgisi öğretmenleriydi bunlar. Öğretmenler odasında kimse yokken (benim gelişimi farketmemişlerdi pencereden baktıkları için) kendi aralarında hangi kız öğrencilerin "herkese verdiğini", "arkadan verdiğini" "yollu" olduğunu konuşan müdür ve müdür yardımcılarıydılar. Ve adına halk denilen o kalabalık da gün boyu ahlakçılık taslayıp, taciz ve tecavüz edecek birilerinin düşünü kurardı. Aynı zamanda da en küçük bir kıvılcımda ahlak adına, namus adına, vatan adına lince hazır beklerdi bu gruh, kurulu bir saat gibi.

Eee sahi ne oldu şimdilerde? Sözde ve gösteriste de olsa yerel halkın ahlaklılıklarına ne oldu sahi? En küçük bir namus meselesi olsa kıyameti koparan o köy ve kasaba halkına ne oldu? Kendi çocukları tacizde ve yüzlerini ötelere çeviriyorlar. Para mı işin içinde? Kariyer mi? Otoriteye itiat mı? Dinsel bir körlük mü? Hepsinin toplamı mı?

Peki o en çok ahlakçı olan o idareci ve öğretmenlerin ahlaksız ve namussuzca yaptıkları? Gün geçmiyor ki bir pislikleri ortaya çıkmasın. Sadece ahlaksal değil yasal anlamda da suç işleyen bu pislikler sürüsüne karşı neler yapılıyor? Davalar açılıp, soruşturmalar başlatıp, incelemeler yapılmıyor. Aksine bütün kurumlar bunlara arka çıkıyor. İşlenen suçu ve ahlaksızlığı politik bir propagandaya dönüştürüp (Sanki her gün seçim kampanyası) kurban rolüne bürünüyorlar. Ama bir suçlu olmalı mutlaka. O eski, o hep mayası tutan o çirkef kampanya bu defa kıçından yorumlanıp yine devrimci ve ilericileri hedef alıyor.