de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim
İstanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
Üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele hayatin!
De gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
Güven bana gülüm!
Sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!
Göreceksin gülüm! Bekle!
Hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak.
Göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
işte o vakit bana-doğrudur!-
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
Bak! Şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler!
İnan bana gülüm, ölüm yok bir tek! Ölüm yok bize!
Ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak.
Göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
Artik hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!
Küçük İskender
Wednesday, July 08, 2009
Thursday, July 02, 2009
Yok başka bir cehennem / Yaşıyoruz işte!
Bir oteldesiniz, sevdiğim ne kadar adam varsa. dışarda cinnet, içerde umut ve yalnızlık. hangi resme baksam, hangi kapıyı aralasam yanık yır kokusu, ağır bir duman yükseliyor. "durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya/anımsamazlar geçtikleri yolları" (*) bizim anımsayacak ne çok acımız var değil mi? ah sevgili behçet, "yok başka bir cehennem/yaşıyoruz işte" (**)
şükrü erbaş
(*) aleksandr blok
(**) behçet aysan
Sivas'ta katledilenler: Muhibe Akarsu- 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi, Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı, Gülender Akça - 25 yaşında, Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar, Ahmet Alan - 22 yaşında, Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, Sehergül Ateş - 30 yaşında, Behçet Aysan - 44 yaşında, şair, Erdal Ayrancı - 35 yaşında, Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar, Belkıs Çakır- 18 yaşında, Serpil Canik - 19 yaşında, Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör, Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası, Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci, Serkan Doğan - 19 yaşında, Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi, Murat Güneş, Murat Gündüz - 22 yaşında, Gülsüm Karababa -22 yaşında, Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair, Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist, Koray Kaya - 12 yaşında, Menekşe Kaya - 17 yaşında, Handan Metin - 20 yaşında, Sait Metin - 23 yaşında, Huriye Özkan - 22 yaşında, Yeşim Özkan - 20 yaşında, Ahmet Öztürk - 21 yaşında, Ahmet Özyurt - 21 yaşında, Nurcan Şahin - 18 yaşında, Özlem Şahin - 17 yaşında, Asuman Sivri - 16 yaşında, Yasemin Sivri - 19 yaşında, Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı, İnci Türk - 22 yaşında, Kenan Yılmaz - 21 yaşında.
Friday, June 26, 2009
Saturday, June 20, 2009
Derdim çoktur hangisine yanayım?
Çorum'da 2009 yılı 2'nci İl Koordinasyon Kurulu toplantısı. Toplantıya çorum valise başkanlık ediyor. Sivas Maden Tetkik ve Arama (MTA) Orta Anadolu 1'nci Bölge Müdürlüğü'nde görevli Jeoloji Mühendisi Veysel Uykan adlı mühendis de salonda. Sonra ne oluyorsa oluyor ve valimiz mühendisimizi kot pantlonlu ve sakallı diye toplantıdan kovuyor. Mühendisimiz de (Radikal’a göre) kapıyı çarpıp çıkıyor. Sonra hiç bir şey olmamış gibi toplantı devam ediyor. Valimiz aynen böyle diyor (video ve haberi burada)"Burada bu kurul üyelerinin karşısına bu şekilde çıkmanızı hiç kimse tasvip edemez. Kınıyorum. Buyrun" diyerek mühendisin kürsüden inmesini işaret etti. Kürsüden inen mühendise Vali Toprak, tekrar, "Kot pantollu, sakallı bir şekilde bu heyetin karşısına çıkamazsınız kardeşim. Bu Türk milleti adına ayıptır" diye konuştu.
Şimdi ben neye yanayım.
- Bir mahalle bekçisi bile olamayacak niteliklere sahip değilken vali olmuş bu adamın ülkemde politikaları belirleyen bir statüde olduğuna mı yanayım? (Bütün mahalle bekçilerinden özür diliyorum onları aşağılamak değildir meramım. )
- Bu adamın görevini kötüye kullanıp kendi ahlaksal ve ideolojik görüşleriyle insanlara hakaret etme, küçük düşürme gibi suçları işlediğine ve bunu yargılayacak ne bir ahlakın ne de bir resmi merciinin olmadığına mı yanayım?
- Bunu yaparken de belirsiz olan “Türk millet” gibi bir kavram yaratıp “milli duyguları” kullanıp kendini haklı çıkarmaya çalışmasına mı yanayım?
- Mühendisimizin el-pençe divan durduğuna mı yanayım?
- “Türk millet adına Türk milleti bireylerinden birinin onurunu rencide etmeye yeltenme terbiyesizliği gösterdiğiniz için “Asıl siz siktirin gidin” deme cesareti gösterebilecek bir sivil bir toplum olamayaşımıza mı yanayım? (Mühendisimizi suçlayamıyorum çünkü biliyorum ki böylesi bir davranışın bedeli bu hukuksuz faşist düzende göze alınır gibi değildir. Yani yasalar insanlara eşit davransalar ve haklarını korusalar ne bu vali böyle bir terbiyesizlik yapabilir ne de mühendis kendini koruyamayacak zavallıga düşebilir.)
- Salondaki yüzlerce insanın sessiz şerefsizliğine mi yanayım?
- Bu ülkede doğduğuma mı yanayım?
- Bu adamlarla aynı atmosferin altında yaşadığıma ve bunlarla aynı havayı soluduğuma mı yanayım?
-- Nedir ulan bu insanları giydiği pantlonla değerlendirmeler?
-- Nedir ulan size verilmiş görevi hizmet etmek için değil kendi paşa keyfinizi tatmin etmek için kullanmalar?
-- Nedir ulan bu adaletsizlik?
-- Nedir ulan bu hukuksuzluk?
-- Nedir ulan bu vıcık vıcık kavramlarla duygu sömürüsü yapmalar?
-- Türk millet nedir ulan?
-- Türk milletinin önü neresidir ulan ki önüne kot pantlonlu ve traşlı çıkılmazmış?
-- Nedir ulan bu "Eğer Türk millet denen şey o mühendis vatandaşın onurunu yüzlerce insanın önünde kırmayı haklı çıkarıyorsa ben öylesi kavramın ta içine" diyememeler ulan.
Sonra demez misin derdim çoktur hangisine yanayım?
Sunday, June 14, 2009
Zorluklarla Başa Çıkmalar
Kaçınılmaz bir gerçeği ömrümüzün şu dönem dönem fiziksel, psikolojik, ekonomik, ve sosyal zorluklardan geçtiğimiz. Herkes kendince bir dayanak bulur, bir dirneme mekanizması. Ben bu ve benzeri durumlarda şiirlere sığınırım. Şiirler dilim olur, gücüm, sığınağım...
Geçenlerde bir blog arkadaşıyla da yazıştık bu konuda. Herkesle paylaşlamalı bunları dedik hatta; hani olur da birilerine direnç olur diye. Belki bize yazarlar, bizimle paylaşırlar bize yeni direnç yolları sunmuş olurlar diye. Böylece de direnç bankası oluşturmuş oluruz kapitalizmin kar amaçlı bankacılığına inat.
Nazim'in Insan Manzaralarindaki şofor Ahmet'i bilir misiniz? Hani o patlayan kamyon tekerleğinin içine bütün elbiselerini doldurup çırılçıplak ve üryan kalıp kamyonetin motoruyla konuşan?
Ya da Ahmed Arif'den okurum. “Gel gelelim beter bize kısmetmiş” derim. Sonra bakarım ki direncim artmış. Yaşama sevincim artmış…
Blogda bu konuda yazıştığım arkadaş da türkülere ve şiirler sığındığını söylemişti. Onun favorisi de “yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe”
Sahi ya siz neylersiniz zor durumlarda?
Geçenlerde bir blog arkadaşıyla da yazıştık bu konuda. Herkesle paylaşlamalı bunları dedik hatta; hani olur da birilerine direnç olur diye. Belki bize yazarlar, bizimle paylaşırlar bize yeni direnç yolları sunmuş olurlar diye. Böylece de direnç bankası oluşturmuş oluruz kapitalizmin kar amaçlı bankacılığına inat.
Nazim'in Insan Manzaralarindaki şofor Ahmet'i bilir misiniz? Hani o patlayan kamyon tekerleğinin içine bütün elbiselerini doldurup çırılçıplak ve üryan kalıp kamyonetin motoruyla konuşan?
"Dayan ömrümün törpüsü dayanKamyon şöförü olmasam da yaşamın tam ortasında motor teklediğinde ya da tekerlekler patladığında söylenirim şöför Ahmet'in dizelerini.
Görsün dağlar anadan uryan şöför Ahmet'in kim olduğunu
Dayan aslan!" der.
Ya da Ahmed Arif'den okurum. “Gel gelelim beter bize kısmetmiş” derim. Sonra bakarım ki direncim artmış. Yaşama sevincim artmış…
Blogda bu konuda yazıştığım arkadaş da türkülere ve şiirler sığındığını söylemişti. Onun favorisi de “yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe”
Sahi ya siz neylersiniz zor durumlarda?
Tuesday, June 09, 2009
Nedir Devrimci Eylem?
Devrimci eylemin neliği hakkında daha önce de çeşitli yazmıştım. Sanırım çoğunlukla da protesto etmeyle, sessiz kalmama, boyutuyla ilgiliydi yazdıklarım. En kűçűk hoşnutsuzluktan en bűyűk planlı proğramlı protestolara kadar olan bűtűn eylemlilikler özűnde devrimcidir. Söműrűye dayalı, baskıcı ve adaletsiz toplumumuzda devrimin çok kűçűk şeyleri kapsadığını ve aslında herkesin yapabileceği bir şey olduğundan sözetmistim. Okuduğum bir makale tekrar beni bu konuda yazmaya itti. Belki de hiç yorulup usanmadan bu konuda yazmalı. Herkes yazmalı…
Devrimin evrimi yavaş seyreder. Yani şöyle sakince bi dűşűnűrseniz göreceksiniz ki hali hazırda devrim sűrecini yaşıyoruz biz. Ancak devrim deyince biz çok bűyűk kanlı, bombalı, miliyonların bilinçli ya da bilinçsizce lider kadroların peşine takıldığı eylemler, kıyametler falan dűşűnűyoruz. Űstűne űstlűk o kűçűkműş gibi görűnen ama aslında kocaman olan eylemleri de kűçűmsűyoruz. Oysa ki öyle değil durum. Devrim bir sűreçtir. Devrim başlamıştır. Bakın hali hazırda olup bitenlere, görecekseniz ne demek istediğimi. Korkunç - azımsanmayacak devrimci gelişmelerdir bunlar. Örneğin bir TSK’nin kutsallığının bozulması az buz bir şey midir? Değildir. Insanlar görműştűr ki TSK Allahın yeryűzűndeki ofisi degildir. Kutsal mutsal falan hiç değildir. TSKdakiler de zimmetine para geçirip, kendi çıkarları için vatanı satabiliyorlarmış. Devleti bir cinayet örgűtűne dönűştűrebiliyorlarmış. Hatta hatta birileri askere gitmenin red edilebilir birşey olduğunu dahi göstermiştir bize. Yarım yamalak da olsa kadınların hak ve özgűrlűklerini koruyan organizasyonlar (kadina yönelik şiddete ve taçhize, vb. de dahil) kuruluyor ve bunlar tepeden inme değil taa en dipten geliyor. LGBTT’ler örgűtleniyor. Her ne kadar daha olgunlaşmış bir tepkiye dönűşmemiş olsa da insanlar genel ve yerel seçimlerin anlamsızlaştığını hisseder olmuşlardır. Sadece alışkanlıktan oy veriyorlar nerdeyse. Yani Ankara’dakinin gűcű elindeki devlet organlarından başka birşey değildir ve o devlet organlarının gűcű de görelidir, mutlak değildir. Yani Ankara’dakini takip edecek kalabalık yok artık. Bu yabancılaşma devrimci bir potensiyeldir. Hem de azımsanmayacak bir potensiyel. Bu oluşumları farkedebilmek ve devrimci diye algılayabilmek için öncelikle yukarıda dediğim gibi devrimin bűyűk, birkere olup biten bir (tarihsel) kopuş gibi bir şey olduğunu dűşűnmekten vazgeçmek gerekir. Aksine halihazırda kulaktan dolma ya da sorgulamadan kabűllendiğimiz varsayımlarımızı bir kenara bırakıp kendi kendimize “gerçek devrimci eylem nedir” diye sormalıyız.
Devrimci eylem her tűr baskıcı otorite ve tahakkűmű rededen, karşısına alan ve bunu yaparken de kendi içindeki sosyal ilişkileri de yeniden yapılandıran bir kollektif eylemdir (Graeber, 2009). Devrimci eylem sadece hűkűmeti ya da devleti devirmeyi amaçlayan bűyűk eylemlerden olmak zorunda değildir. Valla değildir. Örneğin baskının, söműrűnűn, ve zulűmun egemen olduğu bir toplumda, zalimin zulmuna inat gözlerinin içine baka baka kendi başına kűçűk, bağımsız, ve özerk topluluklar oluşturmak dahi pekala műkemmel bir devrimci eylemdir. Örneğin kız ögrencilerle erkek ögrencilerin haremlik selamlık oturduğu bir sınıfta (okulda) çocukları kızlı erkekli birarada oturtmalarını sağlamak devrimciliktir. Okulda çocukları döverek ya da korkutarak eğitmek yerine sevgiyle yaklaşmak devrimcidir. Sevgililerin hiç kimseden korkmadan sokakta ele ele sarmaş dolaş dolaşması ve böyle bir gűvenliği sağlayacak her tűr kűltűrel yeniden-yapılanma devrimci bir eylemdir.
Daha başka neler devrimcidir?
Daha başka neler devrimcidir?
- Soru sormaktan korkan çocuğa “çocuğum sorun varsa asla korkmayacaksın çűnkű en aptal soru, sorulmamış olan sorudur” demek devrimcidir.
- Sınıfta cevaba değil gűzel soru sormaya 10 vermek (ben gibi) devrimcidir.
- Babanızın dayak atıp űstűne her akşam tecavűz ettiği annenizi boşanmaya ikna etmek devrimcidir.
- Oğlunuz ne idűğű belirsiz bir savaşa kurban gitmişken, “vatan sağolsun” dememek devrimci bir eylemdir.
- Halkı futbol takımı tutmaktan soğutmak devrimci bir eylemdir.
- Kadın vűcudunu metaya dönűştűren her tűr eylemi red etmek devrimciliktir.
- Halkı egemen medyayı bilinçli okuyup kritik etme bazında eğitmek (ya da halkla beraber öğrenmek) devrimcidir.
- Kocanızın bir işkenceci (maaşlı ya da maaşsız) olduğunu ögrendiğinizde boşanma davası açmak devrimciliktir.
- Bűtűn azınlıkların ve marjine itilmişlerin (Kadınlar, LGBTTler, gayri-műslűmler, dinsizler vb) her tűr sosyal hakkını savunmak devrimcidir.
- Masturbasyon gűnah değildir demek devrimcidir.
- Kadının orgazm taklidi yapmaması veya yapmak zorunda kalmayaşı devrimcidir.
- “Benimki kűçűktűr” demek penise tapan erkek egemen bu kűltűrde devrimcidir.
- Yakın Tűrkiye tarihini bűtűn cinayetleriyle, katliamlarıyla, haksızlıklarıyla okul műfredatına sokabilmek devrimcidir.
- Bilcűmle biçimlerde “Eee ne olmuş?” demek devrimcidir.
Hadi bugün küçük bir devrim yapın yaşantınızda hem de öyle
“çocuklara falan kalır diye değil”
kendiniz için.
“çocuklara falan kalır diye değil”
kendiniz için.
Friday, June 05, 2009
Gűnűműz Amerikan toplumundaki ögrencilerin yaşadıkları
Şu videoda gűnűműzdeki Amerikan ögrencilerinin sorunları, yaşamalarına yönelik söyledikleri, gözledikleri, ve algılamaları var. 200 öğrenci Google’in dokűmanlar programını kullanarak bir yazı űzerinde 367 defa değişiklik yaparak şu sonuçlara ulaşmış, bunları da hazırlamış ve kendi alışkanlıklarını ve yaşama tarzlarını yoklamışlar bu şekilde dile getirmişler . (. Ingilizce bilmeyen ya da Youtuba giremeyecek olanlar için aşağıya videodaki sıraya göre dilim döndűğűnce yazmaya çalıştım.)
Bazıları sadece teknolojinin bizi kurtarabilceğini söyledi.
- Aldığım derslere göre sınıflarımın mevcut ögrenci sayısı ortalama 115
- Ögretmenlerimin ancak %18i beni adımla biliyorlar.
- Genelde verilen okumaların %49’unu okuyorum. Ve bu okumaların sadece %26sı benim yaşamımla doğrudan ilintili.
- Kapağını bile açmayacağım yűzlerce dolarlık ders kitabı alıyorum.
- Benim sıra arkadaşım dersin parasını ödedi ama hiç derse gelmiyor.
- Bu yıl sadece 8 kitap okurken 2300 internet sayafası ve 1281 FaceBook profili okumuş olacağım
- Bu sömestr dersler için 42 sayfa yazarken 500 sayfanın űzerinde email yazmış olacağım
- Gűnde 7 saat uyuyorum.
- Her gece bir buçuk saat TV seyrediyorum
- Gűnűműn űç buçuk saatini internette geçiriyorum.
- Gűnde iki buçuk saat műzik dinliyorum
- Iki saatimi cep telefonunda konuşarak geçiriyorum
- 3 saatimi sınıfta geçiriyorum
- Yemek için gűnde 2 saat harcıyorum
- Hergűn 2 saat çalışıyorum
- Gűnde 3 saat ders çalışıyorum
Bu toplam olarak gűnde 26.5 saat ediyor.
- Ben bir çok işi aynı anda yapabilen biriyim. Öyle olmak zorundayım.
- Okuldan mezun olduğumda hali hazırda 200.000 dolar borcum olmuş olacak.
- Ben şanslı olanlardan biriyim.
- Dűnyada 1.000.000un űstűnde insan ancak gűnde 1 dolar kazanabiliyor.
- Bu diz űstű bilgisayarın fiyatı dűnyadaki bir çok insanın yıllık maaşından fazla.
- Mezun olduğumda bűyűk bir olasılıkla bugűn henűz ortada olmayan (adı sanı bilinmeyen) bir işim olacak.
- Şu gördűgűnűz test cevabı kağıdını doldurmak beni hiç bir yere götűrmeyecek ya da problemlerle (diğerlerinin elinde şunlar yazılı: savaş, etnik çelişkiler, açlık, vb.) başedebilme yeteneği bana vermeyecek.
- Bu problemleri ben yaratmadım ama bunlar şimdi benim problemim.
Bazıları sadece teknolojinin bizi kurtarabilceğini söyledi.
- Derslerimin birçoğunu facebook aracılığıyla işliyorum.
- Derse diz űstűmű getiriyorum ama derste dersle ilgili şeyler űzerinde çalışmıyorum.
Tuesday, June 02, 2009
Tűrkiye'deki çingeneler hakkında duyarasız - kara cahil sorular(*)
- Hiç bir sosyolojik, antropolojik, psikolojik, araştırma yapılmış mıdır Tűrkiye’deki çingeneler hakkında?
- Diğer űlkelerdeki çingenelerle herhangi bir sosyal, psikolojik bağları var mıdır?
- Yerleşik yaşama geçmelerine rağmen göçebe kűltűrűnű mű hala sűrdűrűrler?
- Çingeneler ne dűşűnűr 12 Eylűl hakkında?
- Toplumdaki genel haksızlık, dengesizlik, adaletsizlik hakkında ne dűşűnűrler?
- Hiç bir sosyal haklar műcadelesinde aktif rol almışlar mıdır?
- Toplumun hemen hemen herzaman en aşağılanan kesim olmaları hakkında ne dűşűnűrler?
- Hiç űniversite mezunu çingene var mıdır? Hiç akademisyen var mı?
- Politikacı, bűrokrat var mı?
- Oy vermenin zorunlu olmadığı zamanlarda oy verirler mi? Genelde kime oy verme eğilimindedirler? Demokratlara mı muhazafakarlara mı?
- Yaşadıkları topluma kendilerini ait hissederler mi?
- Tűrkiye’deki çingeneler Tűrk műdűr? Yoksa Tűrk ve çingene kardeş midir?
- Dinleri nedir?
(*) Vallahi burda hiç bir retorik falan yoktur. Gerçekten bu soruların yanıtını bilmiyorum. Hiç de fazla űzerinde kafa patlatmamışımdır. Belki de űzerinde kafa yormaya değer bulmamışım.
Friday, May 29, 2009
Sanal sosyal iletişim ya da eee yeter artık!
Şu internet ve bilgisayar temelli teknolojik gelismeler kafa döndűrűcű. Nerdeyse műmkűn değil takip etmek. Bazan da bıktıracak dűzeyde “eee yeter artık yahu” falan dedirtiyor insana. Yeter sahi! Insan aklının, yaratıcılığının neleri yaratıp geliştirebileceğine, nasıl da sınırları zorlayabileceğine çok gűzel bir örnek ama gerçekten, yeter artık. Yani bunca bilgisayar temelli olmak zorunda değil hayatımız. Bunca bilgisayar indexli olmak zorunda değil.
Ilk gelişim aşamasını, teknik sorunları, hallettikten sonra bilgisayar teknolojisi kendisine yöneltilen en bűyűk eleştiriye odaklaştı: insansızlık - asosyallik. Insandan uzak olmayı, sanal olmayı problematize edip sosyaliteyi műmkűn kılmak için kolları sıvadı ve bugűn yűzlerce (abartı olduysa affola) farklı formda insanların yaşamlarına girmiş durumda.
Bu sosyalitenin en yenilerinden biri Twitter. Twitter’e micro-blogging de diyorlar. Yani blog daha kapsamlı bir iletişim biçmi iken Twitter bu iletişim biçmini “sisht na’ber?” dűzeyine kadar kűçűlttű. Yani anlık bir iletişim sistemi bu ve insanlara anlık olarak neler yaptıklarını paylaşma olanağı veriyor… Ve inanılmaz derecede de tutu gibi görűnűyor bu iş.
Şimdi bu teknolojik “ilerlemelerden” iyice bıkmış biri olarak şu Twitter’i sorgulamak istiyorum. Dolayısıyla da bunu kullananları da. Sahi psikolojik manyak mısınız lan? Nasıl bir sosyal ihtiyaçtır ki bu anlık neler yaptığınızı paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz? Hani Nazım gibi hapishanedeyseniz, ulaşılmaz uzaklardaysanız bu anlaşır bir şey. Nazım bir şiirinde diyordu ya hani
Ama dikkat edin, Nazım sevgiliyi merak ediyor yine de. Yani çok sıradan birini değil. Ya da yan ranzada yatanı değil…
Dűşűnsenize yan ranzadaki twitter yolluyor:
--- Şu an uzanmışım…
Siz:
--- Ben de…
Ya da sevgilinizle sevişirken ona twitter gönderiyorsunuz.
Ya da:
--- Şu an tuvalette sıçıyorum.
Ya da:
--- Şu an masturbasyon yapıyorum
Ya da
--- Pazarda alış veriş yapıyorum ve o biber ve patlıcan satan bahçıvan yine beni gözleriyle soyuyor.
Ya da:
Yani durum bu derece iğrenç ve zıvanadan çıkmış durumda. Sahi bu kadarına ihtiyaç var mı?
Ilk gelişim aşamasını, teknik sorunları, hallettikten sonra bilgisayar teknolojisi kendisine yöneltilen en bűyűk eleştiriye odaklaştı: insansızlık - asosyallik. Insandan uzak olmayı, sanal olmayı problematize edip sosyaliteyi műmkűn kılmak için kolları sıvadı ve bugűn yűzlerce (abartı olduysa affola) farklı formda insanların yaşamlarına girmiş durumda.
Bu sosyalitenin en yenilerinden biri Twitter. Twitter’e micro-blogging de diyorlar. Yani blog daha kapsamlı bir iletişim biçmi iken Twitter bu iletişim biçmini “sisht na’ber?” dűzeyine kadar kűçűlttű. Yani anlık bir iletişim sistemi bu ve insanlara anlık olarak neler yaptıklarını paylaşma olanağı veriyor… Ve inanılmaz derecede de tutu gibi görűnűyor bu iş.Şimdi bu teknolojik “ilerlemelerden” iyice bıkmış biri olarak şu Twitter’i sorgulamak istiyorum. Dolayısıyla da bunu kullananları da. Sahi psikolojik manyak mısınız lan? Nasıl bir sosyal ihtiyaçtır ki bu anlık neler yaptığınızı paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz? Hani Nazım gibi hapishanedeyseniz, ulaşılmaz uzaklardaysanız bu anlaşır bir şey. Nazım bir şiirinde diyordu ya hani
O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
Ama dikkat edin, Nazım sevgiliyi merak ediyor yine de. Yani çok sıradan birini değil. Ya da yan ranzada yatanı değil…
Dűşűnsenize yan ranzadaki twitter yolluyor:
--- Şu an uzanmışım…
Siz:
--- Ben de…
Ya da sevgilinizle sevişirken ona twitter gönderiyorsunuz.
--- Ne yapıyorsun?
--- Sana oral sex yapıyorum?
--- Aaa öyle mi? Ben de bu benimkini ağzına alan kim diyordum…Bir başkasını dűşlűyordum oysa.
--- Sana oral sex yapıyorum?
--- Aaa öyle mi? Ben de bu benimkini ağzına alan kim diyordum…Bir başkasını dűşlűyordum oysa.
Ya da:
--- Şu an tuvalette sıçıyorum.
Ya da:
--- Şu an masturbasyon yapıyorum
Ya da
--- Pazarda alış veriş yapıyorum ve o biber ve patlıcan satan bahçıvan yine beni gözleriyle soyuyor.
Ya da:
--- şu an bi PKK sempatizanı, 9 yaşındaki çocuğu örgűt bilgilerini elde etmek için konuşturmaya çalışıyorum.
Ya da :
Ya da :
--- ananla beraberim…
Yani durum bu derece iğrenç ve zıvanadan çıkmış durumda. Sahi bu kadarına ihtiyaç var mı?
Tuesday, May 26, 2009
O Sözler Ki
o sözler ki acıdır
mapusane avlularında
demirli kırbaçlar gibi şaklar
o sözler ki sırasında
çiçek açmış bir nar ağacıdır
dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
sırasında gizemli bıçaklar
o sözler ki
imgelem sonsuzluğunun
ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
uğrunda asılırız
Atilla Ilhan
mapusane avlularında
demirli kırbaçlar gibi şaklar
o sözler ki sırasında
çiçek açmış bir nar ağacıdır
dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
sırasında gizemli bıçaklar
o sözler ki
imgelem sonsuzluğunun
ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
uğrunda asılırız
Atilla Ilhan
Subscribe to:
Posts (Atom)

