Pages

Jul 30, 2012

Zehir Zıkkım Bir Gerçeği Daha Ülkemin

Hani memleketten dönünce bir iki foto ve yazı buraya koyacaktım ya, öyle olmadı. Keșke güzel șeylerden soz edebilseydim.   Bu zehir zıkkım yazı (Yıldırım Türker köșesinde yazmıș. Sultan Seçik ișkencecisi Sedat Selim Ay’ı anlatıyor.) aldı gitti bütün keyfimi. Iște memleket ve iște memleketin hiç mi hiç hesabı verilmemiș kendisiyle hesaplanmamıș bir yüzü daha.

Sana O'nu Anlatmalıyım

Günlerdir yaz diyor içimdeki ses. Yaz ve anlat. Anlat ki bugüne kadar yaptıkların daha bir anlamlı olsun. Oturuyorum ve yazamıyorum. Ne anlatacağım. Ne diyeceğim insanlara bilmedikleri. Sahi gerçekten bilmek istiyor mu hiç tanımadığım insanlar 15 yıl öncesinde bıraktığım ve yanımdan hiç ayırmadığım tanıklığımı. Günlerdir yazıyor, konuşuyor, hatırlatıyor insanlar. Ve yine insan için, insanlık için isyan etmiyor kimse. Daha çok kan, gözyaşı, tecavüz ve ıstırabın tanıklığı da değiştirmeyecek bence bunu. Bize yıllar önce bir grup kadının isyanla dediği gibi ne kadar 'SES' gerekliyse o kadar da 'CESARET' lazım. Bu yazıyı yazarken bekliyorum, bir gün alakasız bir nedenle gözaltına alınmayı. 'O'nunla yeniden yüzleşme ihtimalimin olduğunu biliyorum. Gerçi yazılmışı var, iddianamelerle intikam almak isteyebileceğine ve bunu hemen yapmayacağına da eminim. Ama O beni iyi tanır, bilir de SUSMAYACAĞIMI... 

Sana Onu anlatmalıyım sevgili arkadaşım. Amerikalı seri katil profiline saklanmış 'SERİ İŞKENCECİ'mizi. Sedat Selim Ay. Dıştan bakıldığında kim olduğunu ve kimliğini asla anlayamayacağınız o adamı. Tanıştığımızda ben 21 yaşındaydım. Uzun kıvırcık saçları belinde, cevval bir sosyalist gazateci. yarın devrim olacak diye hakikaten inanmış, hakikaten tutkulu kolektivizme. Tanıştığımızda O benim şimdiki yaşlarımdaydı. Açık tenli, bana sorsan nenemin 'çıyan' gözlü dediklerinden, jilet gibi ütülü pantolon ve gömleğiyle her daim bakımlı. O takunyalı işkenceci, alaylı polis değil. O akademili. Ve hırslı. Her operasyon başına küpünü doldurmaktan zevk alan, işkenceyle çözdüğü insanları birer rakam gibi zihnine kazıyan bir seri işkenceci. 

Dengesiz başlayan tanışıklığımız, inatçı zaza ve kadın damarımla tanışması 1997 senesindedir. Kendileri özellikle PKK Timi ve DHKP-C Timi polislerince ‘Çözemediysen ver de biz öttürelim şu kızı’ dediklerinde inatla daha bir acımasızlaşan ve battıkça daha bir acı verici metotlara odaklanan bir insan müsveddesidir. Yaşımız küçük olduğu için Birsen’i ve beni oltaya takılmış yem gibi gördü 15 gün boyunca. Bayram Kartal’ın ‘Sultişşşş gel bakalım özledin mi beni’ diyen o nasıl tanımlayacağımı bilemediğim laubaliliğinin yanında soğuk, kendinden emin, muhatap olmaz ve almaz biridir O. Hiç unutmam, sandalye vermediler ilk gün. Ayakta saatlerce bekledik. Bir odada duvarın etrafına dizilmiş yüzü duvara dönük onlarca kişiyiz. Gözlerimiz bağlı. Gelemem ben sıkıntıya. Oturdum. Kalk dediler kalkmam dedim. Uzun saçlarımı ellerine dolayıp yerden beni kaldırdıklarında bacaklarımı öyle bir kenetlemiştim ki saç tellerimin tek tek kopuşunun çıkardığı ses hala kulaklarımda. Bu arada sandalyeyi kazandım. Gönül Karagöz, ben ve Mukaddes’in isyankarlığı, Ayşe Yılmaz’ın anaç koruyuculuğunda. 

1997 senesinde Şubat ayının buz gibi soğuğunda 15 gün işkence gördüm. 21 yaşındaydım. İlk porno filmle istanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tanıştım. İlaç gibi radyo Kral FM'den ilk orada tiksindim. İlk filistin askısı ile o duvarların ardında tanıştım. Annemden sonra ilk Ayşe abla yıkadı beni tuvalette. Askıdayken parmaklarını içime geçiren adama öfkeyle 'Sen bunu karına da yaparsın' dediğimde 'Parasıyla değil mi yaparım' diyen bir polisin karısına ilk orda acıdım. Oturtulduğum sandalyede, karanlıkta gelip geçen koca koca adamların memelerimi çimdiklemesinden ilk orada irkildim. Kollarımdaki izler ve hassasiyetsizlik geçsin diye zorla tedavi edilmek istendim. Bir polis sırtımda, ikisi kollarımı tutmuş, belden yukarım çıplak. Yüzüm yerde bengay’la öyle bir masaj yaptılar ki, Ayşe abla, Mukaddes zehirlenecektik kokudan. Ben evcil bir hayvanın işkencede kullanıldığını ilk orada gördüm. Bir kedinin nasıl acımasızca işkenceye dahil edilerek insanların korkutulabileceğini. Gözlerim hep bağlıydı işkencede, ta ki Sedat Selim Ay'ı çıldırtacak yaramazlıklarımı yapana kadar. O beni gözlerime bakarken, benim de onun gözlerine baktığım ve acizliğine güldüğüm bir anda da dövdü. Gözlerim bağlıyken sesini hiç unutmayacağım kadar iyi bildiğim karanlık zamanlarda da. 

Vakıf Gureba Hastanesi'ne götürüldük. İşkence yapılmadığı belgelenecek. Dr. Gürhan Baş. Tabelada yazan ismi okuyuverdim hemen. Girdim odaya. Belimden yukarısı kısmi felç. Kollarım kalkmıyor. Yürürken bir o duvara bir bu duvara çarpıyorum. Doktor bana rapor yazmadı. Muayeneyi de üstün körü yaptı. Ben de doktoru ikaz ettim. 'Bak Gürhan Baş, bana rapor yazacaksın, ne gördüysen o kağıda not edeceksin yoksa gelir sağlık bakanlığı müfettişleriyle seni koridor koridor arar bulurum' dedim. Adam bir afalladı. Çık dedi. Çıktım. Birsen girdi. O da usulünce hatırlatmış doktora haklarımızı. Birden bir bağırış çağırış apar topar muayeneler bitirildi ve vatana geri götürüldük. Önce Birsen’i çekmiş dayağa, en son beni aldılar özel bir arabaya. Emniyetin garajındayız. Ön koltukta Sedat Selim Ay. Döndü bana bağırış çağırış yumruklar havada. Biz güldük Birsen’le, sinirden ama güldük işte. Ne yapılabilir ki başka. Doktoru nasıl tehdit edersin diye ikimiz yedik on ton sopayı. 

Ben 3 ay çamaşırımı indirip tuvalete yalnız gidemedim. 3 ay boyunca kıyafetlerimi başkaları giydirdi. Bir ekmeği elime alıp kırabilmek lüksünü hayli geç yaşadım. Ornöram da gördüğüm tedavi, TİHV'in titiz çabaları Dr. Hulki Forta'nın çabalarıyla açıldı ellerim. 22,5 yıl ile yargılandığım dosyadan beraat ettim. Sağ kolum yüzde 40, sol kolum yüzde 70 duyu kaybına uğradı. Hala 15 yıl sonra bilesin ki sırt ağrılarım geçmedi. 

15 yıl geçti. Yaralarım önce kabuk bağladı. Sonra izi kurudu gitti. Ama içime yara olan Süleyman’ın ölüm acısı hiç dinmedi. Sedat Selim Ay, bir seri işkenceci, bir seri tecavüzcü ve bir seri katil. Şimdi terörden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı. Sosyaliste herşey mubah ya, ne olacak getirdiler yine tezgahın başına akademili ve alaylı işin ve acının ehli olanı. Okudum tanıklık edenlere yalancı diyor. 

Hangi tecavüzcü ben tecavüz ettim der. Hangi işkenceci ben işkence yaptım der ki o desin. İşkence de tecavüz de insanlık suçu. Zaman aşımının geçersiz olduğu insanlık suçları bunlar. 

Sedat Selim Ay, terfi edebilir. Aldığı maaş artabilir. İşkence zoru ile ifadesi alınmak istenen insanları yalancılıkla suçlayabilir. Peki kanıtlayabilir mi işkenceci olmadığını. Kanıtlayabilir mi katil ve tecavüzcü olmadığını. 

Bu son söz sana. Ne sen beni unutursun ne de ben seni. Ne ben unuturum yaşadıklarımı ne de sen ellerinden kayan hayatların son nefesini. Gece yastığa başını koyduğunda sen de yanlızsın herkes gibi. İkimiz de biliyoruz içten içe kurtların beynini kemirdiğini. İstersen sen yalancı de bize. Kötü niyetli devlet düşmanları. Hatırlatayım isterim, bu devlet, kıdemli işkencecisi Hanefi Avcıyı 'terörist' dedikleriyle aynı sıralarda yargılıyor şimdi. Trajikomik bir durum. Ancak anlaşılmaz değil. 

O mahkeme salonunda Avcı'nın av olduğunu da gördü dünya alem, gözyaşlarıyla 'Ben 30 yılımı terörle mücadeleye verdim. Zoruma gidiyor' demesini de. Aman ha seni de görmeyelim o sıralarda... Unutma bu işler parayla değil, sırayla...


Imza kampanyasi: Tecavuz Ve İskence Hukumlusu Polis Sefi Sedat Selim Ay Gorevden Alinsin
Post a Comment