Pages

Nov 1, 2009

Barış Süreci ve Ezilenin Yaşadıklarını Anlamak


  • Sizin hiç kőyünüz yakıldı mı? Yakılıp da koruculara peşkeş çekildi mi?

  • Geceyarıları evden pijamalarıyla alınıp gőtürülen ve bir daha haber alamadığınız, ya da cesedini bile bulamadığınız abiniz, ablanız, amcanız, ya da babanız oldu mu?

  • Sizin hiç 12 yaşındayken terőrist diye vücuduna 13 kurşun sıkılan arkadaşınız oldu mu?

  • Hergün gőz altında kaybolma, akşam eve gelip sevdiklerinizi bir daha bile gőrememe riskiyle uyandığınız oldu mu?

Ben yukarıdaki sayılanları hiç yaşamadım. Birazcık hergün alınıp gőtürülme korkularını yaşadığım, malum 12 Eylül karabasanlarını saymazsak, yaşadıklarım yukarıda saydıklarımla karşılaştırılır şeyler bile değil. Ki hala 12 Eylül'ün travması capcanlıdır üstümde.


Bu gün sosyal network sitelerinin birinde linç edilmiş bir kürt gőrdüm. Belliydi ki “halkın refleksini uyarmıştı!” Kalkıp dağdaki gerilla kadınlara (bir tek cümle ile) ővgü düzmüştü. “Vay (Inglice akasani ile waaay! ) sen misin bunu diyen?” deyip her yandan saldırmışlardı. Sanki sőylenenler zülfü yare dokunmuştu ve vatansever - barışsever refleksiyle sanal bir linç yaşanmıştı. Bu linçi ilginç yapan şey bu linçi gerçekleştirenlerin aslında normalde demokrat, aydın, ilerici gibi gőrünür őzelliklerinin oluşuydu. Biraz dürtünce bizim aydın, demokrat, ilerici tavırlar takınanların nasıl da burjuva duyarlılığıyla meseleye yaklastıklarını, bir anda meseleyi nasıl da kişiselleştirip millileştirdiklerinin kalıntılarını gőrdüm. Yazıp içimi buraya dőkeyim dedim.

Meseleyi betimleyecek iyi bir analoji düşünüyorum ama bulamıyorum. Bilirsiniz bőylesi sanal ortamda meseleler őyle net bir dizgede ve odakta gerçekleşmez. Ve genelde birden fazla problem aynı anda ve aynı ortamda varolur; sorun da çőzüm de karmaşıktır ve bulanıktır. Hiç kimse pirüpak değildir. Hiç kimse toptan haklı ya da yaksız değildir. Őrneğin kurban konumundaki kürt kardeşim de o denli iyi değilmiş bir argümanı sürdürmekte. Neyse konu yapmak istediğim başka bir birşey. Konu şu, ezmeye direkt olarak katılmayan ama çeşitli statü, sınıf, ya da etnisiteye dayalı olarak ezen grubundan olanlar ezilene sempati beslediğinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak bundan bir pay çıkarıp ezilen üzerinde ezileni insandışılaştıran yeni bir baskı mekanizması kurma eğilimidir konusunu etmek istediğim. Yani ezilenin ezilmişliğini sőzel ya da bilişsel anlamda kabul etmek, őrneğin, őnemlidir ama bu kimseye ezilenin üstünde bir üstünlük sağlamayı zorunlu kılmaz.

Bu sanal linçte hissetiğim ezen grubun üyelerinin ezilene tepeden bakan tavırlarının yanısıra alabildiğine duyarsız, lakayıt, şımarık ve ukala bir tavırla ezilenin yaşadıklarını değersizleştiren yanları idi. Hani faşist olsalar bilirsin nerden geliyor bunların bu mide bulandıran kibirlilikleri ama bunlar ülkü Ocakları’na kayıtlı faşistlere de hiç benzemiyorlardı. Ezilenin yaşadıklarını anlamaktan őylesine uzaktılar ki. Anlamak gibi bir dertleri de yoktu. Kendilerince demokrattılar, her şeyi biliyorlardı. Deniz’i, Che’yi duymuştular. Ağızları iyi laf yapıyordu ve avatarlarında Barbili hot pink hakim burjuvaydılar.

Kürtlerin yaşadıklarını inkar etmiyorlardı diye kendilerinde garip bir üstünlük gőrüyorlardı. Ki bu üstünlük karşıdakinin yaşadığı psikolojik ve sosyolojik travmadan haberdar olmaktan muaf kılıyordu onları . Bu travmalarla dünyaya bakmanın ne mene bir şey olduğunu Ingilizce’den okudukları ya da duydukları postmodern yazıtlar pek bir şey demediği için elbette ki bilemiyorlardı bőylesi bir durumla nasıl baş edileceğini. Yine de hiç bir şeyden bihaber olmadıklarını sanıyorlardı.


Diyorlar ki mesela, “biliyoruz sizin kőyünüz yakıldı, yıkıldı” siz tam da “aaa ne iyi bana yapılanları birileri gőrüyor” derken birden bir tokat iniyor yüzünüze “eee ne olmuş yaneee!” diyor. “Bak bunları bir 10 yıl őnce sőyleseydin seninle hem fikir olabilirdim ama artık bunları aş” diyor tokadı atan. Bak bőyle kendinizi hep acılarınızla ifade ederseniz hep ben sizi provokatif ve ajitasyon yapan biri diye gőrürüm, sonra da sana őcü derim diyor. Bu şuna benziyor: Amerika’da gettoda doğmuş büyümüş bir zenci çocuğuna “Bak artık ırkçılıktan falan sőz etme, gőrdüğün gibi bir zenciyi başkan bile seçebilecek kadar aştık biz ırkçılığımızı.” Mesele o çocuğun yaşadıklarını egemen sőyleme kurban etmemektir. O çocuğun yaşadıklarını anlayabilmektir. Amerika o çocuğun yaşadıklarını gőz ardı ettiği içindir ki çetelerle, okul bırakmalarla, şiddet olaylarıyla, hapishaneleri dolduran hep dünyaya küskün insanlarla başı beladan kurtulmamaktadır.


Şunu bilin (biliyorum anlamak zor; çünkü bazen ne yazık ki yaşamak gerekiyor bazı şeyleri yürekte hissedebilmek için) on yıllardır her gün ama her gün bir őlümü yaşıyor insanlar(Evet hiç birşey de bitmedi daha; hala sürüyor zulüm). Çocuklar silahların ve zulmun altında büyüyorlar. Çocuklar őfkeyle büyüyorlar ve sizin “eee bıktık aynı gardroptan çıkmış basma kalıp sőzler bunlar!” diyen serzenişinizi anlama gibi bir lüksleri yok. Onları anlamak, onlara “tamam biliyoruz size yapılanları, sus artık!” demek değildir. “Hadi unutalım” demek de değildir. Kürtçe TV kanalının olması, kürtlüğün biraz daha tanınır bir kimlik olması (ki her nasılsa onbinlerce insanın canına mal oldu) yetmez o çocuklara. Silmeyecek yaralarını. Kürt açılımı da yapılsa, yőnergelerle barış da gelse daha uzun bir süre susmayacak o çocuklar. Bekleyin. Küskün olacak o çocuklar, kırgın olacaklar. En küçük bir hayal kırıklığında gőzleri düşecek dağlara. Daha uzun bir süre gőnülleri dağlarda kalacak. Çünkü model aldıkları abileri – ablaları dağlardaydı. Çünkü dağlar umudun meskeni olmustur onlara. Çünkü dağlar őzgürlüktür, ezilmeyi red etmektir.

Her fırsatta tabii ki yüzünüze vuracaklar sizin sessizliğinizle beslenen büyüyen insanlık dışı zulumu ve ezilmişliklerini.

Her fırsatta tabii ki yaşadıkları acılarla ifade edecekler kendilerini.

Ve ister kabul edin ister etmeyin ama o cocukların yaşadıkları bir tek günü bile yaşamak istemezsiniz siz. "Inşallah siz de onlarin yasadıklarını yaşamak zorunda kalasınız " demek istemiyorum, hatta kimse onların yaşadığı bir anı bile yaşasın istemiyorum ama bu yaşadıklarıyla kendini ifade etmeye yelteneni de yargılamadan anlamaya calışın ne olur; cünkü sőyledikleri bazan hic bir rasyonel argumana sıgmayabilir.

Ve ne olur, “ya sev ya terk et!” deyin, “Allah belanızı versin” deyin. “Allah belanızı zaten vermiş “deyin ama ne olur, ne olur, “susun artık bakın size TV kanalı bile verdik” demeyin.



Post a Comment