Pages

Jul 3, 2010

Sivas Katliamı ve Sünni-Müslüman Genellemesi

Temmuz yaklaşmaya başladığından beri sosyal medyada Sivas Katliamına ilişkin yazıların sıklığı sevindiriciydi. En azından insanlarda unutmaya - unutturulmaya yönelik bir bilincin ve duyarlılığın geliştiğine işaretti.
En çok dikkatimi çeken de Jamila Bayraktar adıyla duyurulan Sivas Yasında Buluşan Kadınlar adındaki imza kampanyasıydı. Kısa bir şeydi.
Sünni Müslümanların, boyutları insan havsalasına sığmayan bir zulmün sorumlusu olarak gösterildiği bir dönemde; bu yüzden karşılaştığım suçlamalara isyan ederken, bir tür şok hali içinde o zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadım. O yangın bana da değdi, dağladı beni. Eğer bugün 2 Temmuz'a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim...
Şimdi bütün varlığımla bir daha hiçbir zulmetin kitleleri esir edemediği, kimsenin sevdiklerinden zamansız ve haksız koparılmadığı bir ülke hayal ediyorum. Ölümü değil, hayatı kucaklayan bir ülke!

17. yılında Sivas mazlumlarını anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaşıyoruz.

Ayrıntıya düşmeden beğendim bu bildiri niteliğindeki kampanyayı. En çok da “Eğer bugün 2 Temmuz'a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim...” cümlesiydi bütün umudumu kamçılayan. Ilk defa görüyor ve duyuyordum müslüman kesimden özüre yönelik bir çaba. Desteklemek istedim. Teşekkür ederek gösterdim desteğimi.

2 Temmuz günü bu kampanya ile ilgili, özellikle FriendFeed’de, ateşli tartışmalar yaşandı. Birileri bu özür dilemenin “özur dilemek” olmadığını iddia ediyorlardı çünkü imza kampanyası metninin daha ilk cümlesinde “sünni müslümanların” haksız yere sorumlu gösterildiği iması vardı. Yani bu bildireye yöneltilen eleştirinin temel varsayımı bu bildirinin asıl derdinin özür dilemek ve toplumsal barışa hizmet etmek değil dolaylı bir şekilde suçluyu aklama çabasının olmasıydı. Bu metni sahiplenen Jamila da (ki kendisi metni yazanlardan biri sanırım) bu eleştirilere yanıtlar veriyordu. Jamila’nın ilk tepkisi bu eleştirilerin eleştiri değil bir karalama kampanyası olduğu yönündeydi. Sonraki tepkisi de savunmaya yönelikti ve “sünni müslümanlar” teriminin ve suçlamalarının aşırı genelleme olduğu yönündeydi, çünkü Jamila, örneğin, bir sünni müslümandı ama o katliama katılmadığı gibi onaylamıyordu da.

Bence imza kampanyasının metnine olan eleştiri bir karalama amacı gütmüyordu; yerinde ve haklı bir sorgulamydı. Ama belli ki metni hazırlayanlar gerçekten kendilerine ve inançları olan sünni müslümanlığa “aşırı genelleme” metoduyla haksızlık edildiğine inanmışlardı. Eminim Jamila ile oturup bilimsel yöntemin genellebilirlik ilkesi ve mantığını tartışsanız size bi güzel pozitif bilimin bu yönteminin nasıl da iflas etmiş modernist projenin bir kalıntısı olduğunu söyler. Ama Jamila ve benzeri biçimde düşünenlerin bu aynı post-yapısalcılık bulaşmış orientalist eleştirel bakış açısını Sivas katliamına bakarken kullanmakta o denli başarılı olmadıklarını (ya da kullanmak istemediklerini) görüyoruz.

Sosyal meseleler ve problemlere gelince gerçekten pozitivist bilimin o genellebilirlik – genellememezlik ilkesi işlemez. Örneğin bir zenci için zalim, ırkçı, köleci, sömürgeci olan “beyaz adamdır”. Zenci için “Ya bütün beyaz adamlar aynı değil, böyle genellemelerle onlara haksızlık ediyorum” diye düşünme çok mu çok lükstür. Bu göreli genelleme bir soyutlamadır, ve bilişsel bir yapısallaştırmadır. Bunu yapan zencinin olası "iyi beyaz adamların" varlığını inkar ettiği anlamına gelmez. Ve gerçekten duyarli beyaz adam da bunu bilir ve anlar. Duyarlı beyaz adamlar zencinin kızgınlığını da anlar ve destekler.

Bu nedenle duyarlı sünni müslümanların yapması gereken şey “bizi suçlamayın” demek yerine, katliam(lar)da inançlarının oynadığı rolü tanıyıp kendi inançlarının ve inanan insan tipinin analizine yönelmektir. Bunu yapmadıkları sürece yapacakları girimşilerin samimiyeti her zaman şüpheyi beraberinde getirecektir. Katliama aktif ve pasif olarak katılan faşist-katil-bağnaz-yobaz kitle sünni müslümandı, onlar evrendeki bütün sünni müslümanları temsil etmeseler de, onların sünni müslüman olma gerçegini “aşırı genelleme” ilkesi argümanıyla değiştiremezseniz. Eğer duyarlı-sünni-müslüman kitle gerçekten dürüst ve samimi ise söylediklerinde, kendi inançlarının analizine yönelip nasıl oluyor da bu inançlı insanların o denli kolay tahrik olduklarını, tahrik olup insan öldürdüklerini, katliamlara katıldıklarının analizini yapıp bu ve benzeri her tür eylemin inançlarıyla ilişkisini yadsımaları gerekmektedir…

Diğer bir deyişle oruç tutmayanların bile inanca dayalı bir gerekçeye sığınarak öldürüldüğü bir sünni müslüman kültürle karşı karşıyayız. Durum böyleyken gündelik yaşamımızda bu kültürün her tür şiddet formlarıyla karşı karşıya kalan bizler için bu kültürün analizini yapmak ve özeleştiri mekanizmasını çalıştırmak yerine bir tür isim aklama kampanyasına kalkışan kişilerin bu çabaları doğal olarak bize pek inandırıcı gelmemektedir.
Post a Comment