Pages

Aug 13, 2011

Bir caz műziği gibi gelip geçmese de hűzűn!

“Hani bazen kimsenin sizi tanımadığı kentler özlersiniz ya” diye başlıyor Ebru sonra devam ediyor “anlıyorum ki onu istemek bile iyiye işaretmiş.” Durun şu műziğin sesini açayım sonuna kadar. Duyuyorum ama hissetmiyorum yeterince. Evet, ne diyordum? Çekip gitmeleri istemek, çekip gitmeleri őzlemek hem de nasıl iyiye işaretmiş. Bir an geliyor ve o hiç gitmediiniz şehirlere gidiyorsunuz ve bakıyorsunuz ki o da hiç farklı değilmiş. Mesele coğrafyada değil o halde. Mesele coğrafyada değil. Bizde ve bizi bizleştiren o koşullarda. Mesele o koşullardan edindiğiz bakış açılarınız ve varsayımlarınız aslında. Bana inanmıyorsanız Cavafy amcaya sorun. Nereye giderseniz gidin o şehir ardındızdan gelecektir diyecek size. “Ne yani o halde bu hayalleri de mi kurmayalım?” diye kizabilirsiniz bana. Isterseniz kızın ama işin aslı şu belki yanlış hayaller kuruyoruz. Belki hayal bile değil bunlar bizim kaçamaklarımız. Belki kacamaklarımızla hayallerimizi karıştırmışız birbirine. Işte onun için belki bir karabasana dőnűşműş dűşlerimiz. Ki “uzanıp da su içememek gibi” “adım atıp da yürüyememek” gibi hissediyoruz. Oysa ki biliyoruz “yamalı yerlerinden/kanıyor hayat/ tutunduğun yerlerinden / soluyor hayat”.Yanliş okumayın bunu da. Hayır solmuyor hayat tutunduğun yerlerinden soluk alıp veriyor. Yaşama tutunmak zorundayız. Yok başka çaremiz. Hem de bir caz műziği gibi gelip geçmese de hűzűn…
Post a Comment