Pages

May 6, 2007

Elektronik-Muhtıra

Herkes şu Elektronik-Muhtıra hakkında yazdı. Böyle olunca, yani bir şeyden herkes söz etmeye başlayinca genelde bende bir okumama eğilimi gelişir. Filimler için de durum böyledir. Ancak bu defa öyle olmadı.

Bir sürü şey var bu muhtıranın hakkında yazılacak. Öncelikle çok büyük kaygı ve aceleyle yazılmışa benziyordu. Bunun ne anlama geldiğini yapacak değilim çünkü bunu yaparsam herhalde yarin sabah uyandığımda falcılık yapmış gibi hissederim kendimi. Neyse! Bu değil asil yazmak istediğim.Ayrıca burda bütün konulara değinmeyeceğim. Sadece iki şeye yönelik söyleyeceklerim olacak.

Birincisi şu islamcı fobi.
Kimse kusura bakmasın ama niye bu kadar korkuyorsunuz bu dunyanın en “barışçı” dininden. Bu en “barışçı” ve halkimizin en “kutsal dini” Sivas’da insanları yakarken, çocuklarını bu vahşeti seyrettirmeye getirip “bak çocugum o sevgi dolu Allah’in cenneti (pardon!) cehennemi böyledir” derken korkmadınız da simdi kurallarını ve sınırlarını ince eleyip sık dokuyarak belirlediğiniz “SÖZDE” demokratik seçimlerle başa gelmiş, kendisinin de en az siz kadar laik olduğunu iddia eden bu mazlum müslümanlardan mı korkuyorsunuz?

1980’in başından beri bağıra bağıra boğazımızda ses kalmadi; Bu herifler köylerden zeki çocuklari topluyorlar, bakin bunlar memleketin % 99’unun müslüman olduğu iddia edilen (ben gibi dinsizleri, Hırıstiyanlari, Ermenileri, Yahudileri niyeyse sayıma katmadınız.) bu “SÖZDE” laik cumhuriyette “Islam baskı altındadir” diye propaganda yapıp taraftar topladığını söyledik. Ne yaptınız? Pardon ama şimdi de siz korkun biraz. En çok da sayin Çiller’in korkup korkmadığını merak ediyorum. Aziz Nesin, Sivas ceheneminden kurtulduktan sonra söylemişti ya “Seni saçlarindan sürükleyecekler” diye. Umarım öyle bir şey olmaz. Gerçi sayin Çiller önceden haber alip Amerika’ya gidiverir….Neyse demek istediğim gerçekten korkulacak bir şey yok şu mazlum müslumanlardan…

Ikinci mesele şu "Ne mutlu Türküm diyene" meselesi. Deniyor ki “ Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” Blog yazarlarından Çarpım Tablosu iyi bir dilsel analizini yapmış. Ben de meseleye başka bir açıdan yaklaşacağım: Bu önermenin bu muhturayla tarihsel anlamda ilk defa ne kadar radikal bir form olduğunun ortaya çıkması ve resmi bir hal almasıdır.

Oysa ki bu "Ne mutlu Türküm diyene" önermesi şimdiye kadar hep masumca ilkokuldan doktora düzeyindeki çocuklara kadar, herkese ama herkese her sabah tekrarlatılan hiç de bir ideolojik, Pavlovik koşullamayı içermeyen gündelik-sıradan birşeydi ve ben pek çok ezilmiş olduğum için bu masum sözün altinda buzaği ariyordum ve bir buzağı yerine hep Ötüken’den kaçmıs kuduz bir kurt buluyordum. Ben hep böyle dellüzyonlar görüyordum.

Herkesin Türk olduğu bir yerde bu sözün mantıksal bir yanlışlık içerdiğini çünkü mantıksal bir zorunluluk olarak "Türküm" diyemeyecek ya da dememe gafletine düşecek birilerinin varlığını öngürdüğünü söylüyordum. Bu önermede hem mutlu olmayan Türkler’ hem de mutlu olan Türk olmayanlari içkindi. Böyle birşey söylemenin de milleti ve dünyayı Türk ve Türk olmayan diye ikiye ayırmayı amaçlayan bölücü bir söylem olduğunu düşünüyordum…
Post a Comment