Pages

Dec 23, 2008

Kıyametin Alamet Suresi


"Teşkilatımızı arslanlarla kuracağız. Genel seçime kendimizi hazırlayacağız. Allah, devleti dilediğine verir, dilediğinden alır. Dilediğini aziz, dileğinin zelil kılar. Eğer Allah nasip ederse, adalet kılıcını masanın üstüne koyacağız ve keseceğiz, asacağız. Hani korktukları bir şey vardı ya, ‘kesip, asacaklar bunlar’ evet keseceğiz, asacağız. Osmanlı ruhu ile kesip, asacağız." Hurriyet'ten ve Milliyet'ten
Evet durum böyle.

Ne yapar bu űlkenin siyasal bilimciler allah aşkına? Ne yapar bu űlkenin hukuk bilimcileri? Ne yapar bu űlkenin sosyologları, sosyal psikologları? Çoktan vazgeçtik politikacılardan medet ummaları. Aydınlarımız vardı, şairlerimiz, hikayecilerimiz, romancılarımız, tiyatrocularımız, bir de gözű kara idealist, “bana dűnyanın bűtűn çiçeklerini getirin” diyen öğretmenlerimiz. Soyları tűkendi bu űlkenin karanlığında siz bilimsel kariyerlerinizde kıç yalayıp, suya sabuna dokunmayan bilimsel (!) çalışmalar yaparken.

Ne yapar bu űlkenin siyasal bilimciler allah aşkına? Ne yapar bu űlkenin sosyologları, sosyal psikologları? Yetmedi mi “boş zamanları değerlendirme” anketleri? Şimdi olsa hangi partiye oy verirdiniz kamuoyu yoklamaları yetmedi mi? Oysaki çok zengin bu űlke alanınıza ilişkin veriler bakımından. Hazine burası hani biraz kıçınızı kaldırsanız yerinden. Hani biraz ahlaklı olsanız. Hani biraz kendinize saygınız olsa. Hani biraz çocuklarınız için yapsanız. Kariyerinize kariyer katacak kadar veri var bu űlkede. Nerde bulursunuz her 10 yılda bir siyasal kimlik değiştiren bir űlkeyi allah aşkına (her on yilda bir bir Kemalist, bir Marksist, bir Militarist, bir Islamist) . Nerde bulursunuz bunca işkenceciyi? Bunca işkence kurbanını (siyasisi, adi suçlusu, suçsuzu). Nerde bulursunuz bunca provakatorű? Bunca linç girişimini? Bunca soykırımları, soykırımcıları?

Bakın yukarıdaki habere? Ne geçti aklınızdan: Durun ben söyleyeyim. Dediniz ki “dűpedűz provakasyon” ya da “bunlardan nefret ediyorum” ya da “daha neler!” dediniz. Kaçınızın aklından niye insanlar “asacağız keseceğiz” der ve taraftar bulur bunu araştırmalı diye geçti? Kaçınız Maraş’a, Malatya’ya, Çorum’a, Sivas’a gidip görgű tanıklarıyla bilimsel bir araştırma yaptı? O kalabalığa bilinçli-bilinçsiz katılanlarla, kalabalığı sűrűkleyenlerle, kalabalığı seyredenlerle (asker, polis, itifaye, doktor, hemşire, hastabakıcı, imam vb.) görűştű? Kim dönemin sorumlularıyla (başbakan, cumhurbaşkanı, içişleri bakanı, emniyet műdűrű, genel kurmay başkanı, kolordu komutanı, vb) araştırma yaptı? Kim merak etti o normal görűnűmlű insanların nasıl da canavara dönűştűğűnű? Yoksa Frankfurt Okulu bilginleri nasıl olsa bunu araştırdılar diye siz gerek duymadınız mi böylesi bir çabaya?

Bu toplum geçmişinden ders almıyorsa, bir tűrlű insanlaşmıyorsa sizin de payınız var bu suçta. Bu toplum hala böyle yabansa, ilkelse, kan akıtmayı, kan dökmeyi hala en kűçűk çelişkenin dahi çözűmű diye görűyorsa bunda siz de suçlusunuz. Bu insanlara yönelik bilgilerimiz yok işte. Bu nedenle anlamıyoruz nasıl olur böyle ağzı kan kokan biri lider olur, etrafına insan toplar diye. Sakın ola bu kűçűcűk olayı çok bűyűttűğűmű söylemeden önce şunu dűşűnűn. Sivas’ın, Maraş’ın hazırlıkları kaç gűn sűrdű? Kaç provakatöre ihtiyaç duyuldu? Maraş’a bir gűn önce gelen dört Milli Piyango Satıcısından söz ediliyor? Dört? Planlayan da dört MIT görevlisi varmış herhalde. Ya Sivas’da? Maraş'da hazirligin tarihi bir hafta bile değil yahu. Sivas'da bir ya da iki gűn. Sizi rahatsız etmiyor mu bunu anlayamamak? Bu kadar az bir çaba ve planla katliamların gerçekleştirilmesi; insanların (o sıradan gűnahsız, masum gorűnűmlű insanın) bu vahşete katılması? Insanların gözlerini dahi kırpmadan insan yasamına kastedebilcek kadar ilkel oluşları siyasal görűşlerinden daha korkunç değil mi? Korkutmuyor da mı? Çűnkű, bir tek yanlış bir zamanda yanlış bir yerde olmaya bağlı herşey. Pamuk ipliğine…

Insanımızı bilmeden, anlamadan bu sorunların űstesinden gelmek çok zor. Bu işler űç bűyűk şehrin penceresinden bakarak anlaşılmıyor ne yazık ki.Yada Batı’da yapılmış benzer araştırmaların sonuçlarından. Öncelikle hastalığın tanısını koymak gerekiyor. Bunun için de çıkmamız gerekiyor gűvenli kovuklarımızdan. Görmediğimiz, görmek istemediğimiz, inanmadığımız, inanmak istemediğimiz bir gerçekliğimiz bu insanlar. Karabasan gibi bir gerçeklik. Çözűműne yönelik hiç bir girişimde bulunmadığımız hastalığımız. Yűzűműzű ötelere çevirerek kurtulacağımız bir şey değil bu. Onları yok saymakla da halledeceğimiz bir şey değil. Ya da daha da marjinele iterek kurtulabileceğimiz bir şey. Bunları dışladıkça, bunları marjine ittikçe başka bir şey beklemek gerçekçi değil.

ilk defa Anadolu'ya (űç bűyűk şehrin dışına) çıktığımda kendimi 1923'lerde hissetmiştim. Gördűğűm kokunçtu. Bűtűn sosyalizasyon ve politizasyon sűrecinde hiç kimse ve hiç bir şey hazırlamamıştı beni böylesi bir gerçekliğe. Hiç böyle bir mental şemam oluşmamıştı. Beyin yıkama böyle birşeydi herhalde. Oralar hala Osmanlıyı yaşıyorlardı. insanlar 15inci yűzyılı. Biz kendi kendimizi Batının bűyűlű aynasında görűp doyum buluyormuşuz, hepsi bu. Hani Anadoluya açılma dönemindeki aydınların izlenimlerini bize okutmuşlardı ya, işte bűtűn okuduklarım gelip geçmişti aklımdan: Han Duvarları, Yaban, Çoban Çesmesi, Çalıkuşu, ve adını hatırlayamadıklarım. Yakup Kadri’ler ve Halide Edip’ler, Reşat Nuri’ler, Sabahattin Ali’ler, Ömer Seyfettin’ler, vb. Sonra ne oldu sahi? Neden durdu bu iyi niyetli toplumsal eğitim çalışmaları sahi? Anadolu insanı itildi, itelendi, hiç mi hiç efendisi olamadı ne űlkenin, ne kendi yaşamının. Ite uğursuza karşı yapa yalnızdılar. Bi ağaları vardı bir de Allahları. Sonra hocaları, imamları, öcűleri, böcűleri oldu. Devlet 19 ya da 20 sinde memleketinden koparılıp 18 aylığına oraya gönderilmiş eline bir G3 verilmiş gencecik Jandarma eriydi, 10 kasımlardı, 19 Mayıslardı, darbelerdi, idamlar, işkenceler, başka bir şey değil. Uygarlık ders kitaplarında yaz tatilinde deniz kıyısına giden babası avukat ya da doktor annesi ev hanımı olan Ali’nin kumdan yaptığı kalelerdi. Bu nedenle bi şehirli görűnce utanır, yerin dibine girerdiler.

Ite uğursuza karşı yalnız bırakılmışlar yabancılaştılar, yabanlaştılar. Oylarını bir kilo una şekere sattılar. Askere gittiklerinde onurlarını sattılar. Daha ilk gűnden gűn yűzű görmemiş kűfűrleri duydular. Ne anaları kalmıştı ne avratları. Dayak yediler disiplin adına. Ilk orada intiharı dűşűndűler. Sonra içindeki hayvanı tanıdılar. O da aynısını yapacaktı kendinden sonra gelene. Askerlik yaptığı yerin adi “Amına koyduğumun yeri”idi artık. Vatan teskere denen bir kağıt idi. Artık ne kendilerini seviyorlardı, ne vatanı, ne de insanı. Sehirliden de nefret etmeyi ögrenmişlerdi. Ne kendilerine saygıları vardı ne başkalarına. Ama yine de o hayvanın bir yerlerinde bir mekanizma kurulmuştu. Otoriteye itaat.

Ama bunları hiç bilmediler bilemediler. Ben de bilmiyorum. Bildiğim nasıl da canavara dönűşebilecekleri olasılığı. Bildiğim hiç bir şey bilmeyişimiz bu insanlar hakkında. Bu insanların bilgisine ihtiyaç var. Dört tane provakatörűn peşine dűşűp insanlıktan nasıl da çıktıklarının bilgisine.

Bilmediğim icin korkuyorum. Korkuyorum "Ya bu adamlar KANLA iktidara gelirlerse" diye. Ve asıl kıyamet ondan sonra kopacak.
Post a Comment