Pages

Apr 11, 2013

Barış (Sűreci)

Bloğu takip edenler farketmiştir. Yaz(a)mıyorum nicedir. Yazmaya bile yeltenemiyorum. Bu yazmaya bile yeltenemeyişlerimin çeşitli sebepleri vardır kuşkusuz, őzelden tutun da genele kadar. Ama en bűyűk sebep bulanıklık. Herşey o denli karman çorman ki; herşeyde o denli bilgi kirliliği var ki; Neyi neye gőre nasıl yorumlayacağımı bilemiyorum bazan. Kavramsal çerçevesini oturtamıyorum. Bazan dilim – kelimeler- yetmiyor, bazan da bildiklerimin doğruluğundan emin olamıyorum. O zaman da beklemeyi yeğliyorum; sisler, toz dumanlar şőyle bir aralanana kadar, rűzgarlar dinene kadar…

Neler oluyor, neler oldu? Herşey ışık hızında.. Ama bu olup bitenler arasında en kayda değeri 10 yıllardır sűren kirli savaşın sona ermesi, adına barış denilen şeyin őnűnűn açılmış olması geliyor. Ama ne yazık ki bu barışın nasıl bir şey olduğu hakkında hiç bir bilgimiz yok. Barışı da mutluluk gibi yokluğundan tanıyor ve őzlűyoruz. Her zaman hep bir savaş vardı çűnkű.

Ama ne yazık ki bu barışın őnű barış sőzcűğűnűn içeriğine uygun bir biçimde açılmadı sanki. Yani her iki tarafın olgun bir biçimde uzlaşmaya varması ile olmadı bu. Oldu mu? Ben mi kaçırdım bir şeyleri?

Yani gerçekten egemen taraf (devlet, hűkűmet, kamuoyu, ve egemen medya etc.) yıllar yılı yapılanların yanlışlığını, saçmalığını, zulumkarlığını, haksızlığını, adaletsizliğini gőrűp kabullenmedi; kendi çirkin ve karanlık yanıyla yűzleşmedi. Insan yaşamının, bazan bir tek gencin yaşamının, dűnyalara değer olduğunu hissetmedi kurumsallaşmış yűreğinde. Bir Tűrk dűnyaya bedeldi de bir Tűrkűn/Kűrdűn canı bazı semboller sőz konusu olduğunda hiç bir boka değmezdi. Bazı sembolik ve ideolojik şeyler vardı ki 10 binlerin canı ve dőkűlan kanı hiç kalıyordu. Hatta daha da 10 binlerin kanı bu sembollere kurban olunasıydı.

Bunun yanısıra bir de őyle bir kibiri vardı ki ezenin, zor geliyordu herşey. Yani o derece ve őylesine ki, birlikte barış içinde yaşamak nosyonu bile egemenin ezilene bir lűtfuydu sanki. Yani sanki babasının hayrına yapıyordu yaptığını. Ama sonra ne olduysa, birden bire herşey nerdeyse oldu bittiye getirildi; yıllar yılı terőrist, bebek katili denilen őcalan, birdenbire siyasi muhatap alındı, sonra Israil birden bire őzűr diledi Mavi Marmara katliamı için. Suriye dűşman ilan edildi. Obama Orta Doğu’ya geldi-gitti.

Yani bir barış geldi ve anlamadık nasıl geldi. Yani bekliyorduk barışı, őzlűyorduk barışı ama sanki bu bizim kontrolűműz dışında oldu. Bilmiyoruz ne yapacağız, nasıl yapacağız. Iste Akil İnsanlar Komisyonu diye birşey ortaya atıldı ve bu komisyonun ne yapacağı bile belli değil. Ve kimseler de memnun değil bu oluşturulan ekipten.( Herkesin memnun olacağı bir grup oluşturmak da imkansız tabi, o da başka bir sorun.) Neyse, daha şőyle bir “oh be!” dememişken, birden bire hortlak gibi polisle el ele, ellerinde satırlar ve sopalarla dindar mı dindar bir kűrt grup ortaya çıktı Dicle Universitesinde terőr estirmeye başladı. Sanki hemen mahalle takımı toplamış gibi toplanmış bu grup kűçűk ama mide bulandırmaya da yetiyor.

Birileri bir yandan bu űlkenin hep bildiği, ve tekrarını gőrmekten bıktığı bu tűr ucuz provakasyonlarla, polis ve derin devlet destekli terőrle sűreci bozmaya çalışırken. Birileri de bűtűn varlığını bu sűrece bağlamış canla- başla çalışarak umudu yűksek tutmaya çalışıyor.

Ve benim, ki biraz uzaktan bakıyorum – dışardan bakıyorum, bir sűrű belirsizliğim var, gűnűműzde hiç bir sosyal olayın diğer olaylardan ve uluslararasi sosyo-ekonomik ve politikalardan izole bir biçimde gelişmeyeceğini bilmeme rağmen, yine de içime oturmayan bir şeyler var.

Bu barış (sűreci) hiç mi hiç kolay gelmedi. Hele çabuk hiç gelmedi. Őzellikle kűrtler 10 yıllardır barış barış diye diye helak oldular. Hatta barış dediler diye içeriye atıldılar, biber gazı soludular, ve işkencelerden geçtiler. Tűrkiye halkı ve devletiydi barış istemeyen. Barışa bir yenilme diye bakan yine onlardı. Oysaki kaybedilecek hiç bir şey yoktu ortada, aksine kazanılacak çok şey vardı. Őlűmlerden tutun da űlkenin ekonomisini çőkerten savaş giderleri, yolsuzluklar, çeteler, kurumlardaki çűrűmelere kadar kazanılacak çok şey vardı. Sevindik tabi barışa; “çok şűkűr!” der gibi sevindik. Ama sanki barış başka bir şeylerin yanında meze gibi geldi. O “başka şeyler”in ne olduğunu tahmin etsek de pek net olarak bilmiyoruz. Ve onlar her ne ise umarım daha fazla kan dőkűlmesine sebep olmaz. Ve umarım Kűrtlerin bu yarım yűzyıla yakın verdiği műcadele, edindikleri kimlik, ve kazandıkları haklar heba olmaz… Ve umarım Tűrk halkı kendi adına yapılan bu insanlık dışı uygulamalardan ve kirli savaştan gerekli dersi çıkarır.

Yani bu barışa o denli sevinmek istesem de bu kursağımdaki bu dűğűm, bu midemdeki bu yumruk, keşke bu “çok gűldűm, ağlayacağım herhalde!” gibi saçma sapan bir koşullanmışlıktan oluyor olsa…

Post a Comment