Pages

Mar 18, 2008

Çürüme III

Çürümenin ilerlediği durumlarda insan-dıșılaștırmaların en uçlara gőtürüldüğü sıklıkla gőrülür ki bunlar mide bulandırmaktan őte gülünesi olur: kara mizah tadında. Bu traji-komik parodiyi sergilemek için őnce trajik yanlarına değineceğim, sonra da karamizaha dőnüşmeye bașladığının ipucu sayılabilecek son zamanlardaki taktikten sőzedeceğim.


Trajik-Bőlüm: Bu bőlüm her iki taraf için de trajiktir aslında. Çünkü ezen ezilenin bașkaldırısının șașkınlığı içindedir. Ezeni ezerkenki uydurduğu illizyonlara kendisi de inandığı için olsa gerek, ezen ezilenden bőyle bir șeyi hiç beklememektedir. Bir de kendine őylesine güvenlidir ki, eğer ezilen baș kaldırısa bașını ezeceğinden çok emindir. Őrnegin Kürtlerin 1980’den sonraki bașkaldırıșı bőyle birșeydir. Ezen bir türlü inanamamıștır. Bir kaç çapulcu, șaki, falan filan diyerek uzun bir zaman șașkınlığını atamamıștır üstünden. Sonra toparlanmıș ve ard arda taktikler geliștirmiș ve düșmanı tanımlamıștır. Bu düșmanın tanımlanıșı asıl durumun problematiğini olușturmaktadır. Düșman Xalo denen kaçakçı mıdır? Xalo’nun üniversitede okuyan oğlu mudur? Xalo’nun kőyü-kőylüsü müdür? Xalo’nun soyu, sopu, ırkı mıdır? Gerçekten zor bir bilmecedir. Adamlar gündüz tarlada, akșam dağdadır? (Siktir lan bu adam ne zaman uyuyacak!). şőyle ya da bőyle herhangi bir şekilde düșman tanımlanmak zorundadır. Adı konmak zorundadır. En aklı-bașında, en pratik yaklașım askeri mantıktır:manga dayağı 1. Ama bu defa karșısındaki manga değil daha büyük bir topluluktur ve bir de mekan artık askeri bir mıntıka değildir. Mekan silah tüccarlarının, para babalarının (IMF, World Bank, etc), uluslararası hukuğun ve laf olsun diye imzalanmıș anlașmaların cirit attığı bir arenadır. Iște burda oyunu kitabına uydurma zorunluluğu ezenin tek seçeneğidir. Insanlık tarihinde kitabına uydurmanın hiçbir zaman bașarıyla sonuçlandığı duyulmamıstır ama ezenin bașka çıkar yolu yoktur. Iște bunun için bu ezen için de trajiktir, ezilen icin de. Ezilenin tarihi zaten trajiktir ama bu “kitabına uydurma”lardan nasibini iyi alır, çünkü tarihsel zorunluğu gereği ya “tarafsız” kaldığına inanır, ya da ezenin yanında yer alır. Her koşulda da ezilenin ezenin gőzünde bir kőpek kadar değeri yoktur. Yakın Türkiye tarihinden çok canlı őrnek kürtlerin direnișine karșı gősterilen “kitabına uydurma” savașıdır. Bașlarda kürdü kürde kırdırmaların farklı formları devreye sokulmuștu őrneğin. Bunların en yaygını “pișmanlık yasası” denen kișinin psikolojik őlümü denebilecek yőntemdir. Ama kitabına uydurma biraz daha az belirginliği sever: őrnegin en bașlarda asimilasyonun bir parçasi olarak Doğuda doğan (kürtleri) Batıya askerlik yapmaya gőnderirken (ki Türkleșsinler! Uygarlık gőrsünler! Cumhuriyetlerinin kudretlerine tanık olsunlar!) bu uygulama durduruldu ve Doğum yeri Doğu ve Güney Doğu olanlar askerliklerinde de Doğu ve Güney Doğu bőlgelerine gőnderildi. Amaç Kürt çocuklarını Kürt PKK’nın karșısına çıkarmaktı. Sonra “Korucu” sistemi denendi, vesaire vesaire.

Bunlar basit düzeyde “etkin mücadele” yőntemleri değillerdir. Őrneğin bu yőntemlerin őzünde aptalca bir milliyetçiliği besleyen bir ırkçılık vardır. Çünkü ırkçılık sadece aktif ve őrgütlü bir biçimde muhalliflik gősteren bireyleri değil de muhallif diye tanımlananların rengini, dinini, yada etnisitesinin tümünü hedeflemesini de beraberinde getirir. Bu günlük dilde sıra dayağı ya da askeri deyimle manga dayağı* diye bilinir. Artık amaç asimilasyona gelmeyenin, ittiat etmeyenin ya da őrgütlü mücadelede olanın ve onun bütün yőrüngelerinde dolananların kőkünün kazılmasıdır: Kőylüsü, kasabalısı, ailesi, sülalesi, arkadașları zan altındadır; gez, gőz, ve arpacığın ucundadır herkes. Bőylece devletin ya da mevcut ideolojinin bir cinayet șebekesine dőnüșümünün koșulları hazırdır artık. Ama bu aynı zamanda herșeyin zivanadan çıktığı andır da çünkü bir an gelir ki kimin ne yaptığı bilinmez, őngőrülmez olur. Yani bu bir tür kontroldan çıkma durumudur, kaostur. Iște çeteler, mafyalar ve benzeri leș kargaları bu dőnemde üreyiverir… Bunlar devlet adına devletten maaş alarak devletin elinin varmadığı kirli işleri yaparlar. Ele güne karsı da devlet "valla benim haberim yok" der. Bunlar literatürde proxy diye adlandırılır.

Durum bőyle olunca da asıl düșman fiziksel varlıktan őte bir soyutlamaya uğrar. Yani düșman bütün bir topluluktur. Artık konvensiyonel savaș falan yoktur ortada; o hatır için fonda savaș sesleri olsun diye arada bir iki üç kurșunun atıldığı bir fon muziğidir. Geleneksel savaș yerini psikolojik savașa bırakmıștır. Diğer bir deyișle psikolojik savaș iskencenin hücreden çıkıp bütün topluma sistematik (ve evet rastgele- muğlaklıkla) uygulandığı bir durumdur. A kișisi ya da B kișisi değildir düșman; “Benden olan”ın dıșındaki herkes bile değildir düșman: “Benden olan”ın dıșındaki HERSEYdir. “Hatta mavi balıklı bir afișe ateș ettiler.”**

Kısaca ezilenin kollektif varolușu düșman tanımı içindedir artık. Topluluğun kollektif varolușunu belirleyen ve topluluğun gőzeneklerinde yerleșik olan ahlaki, sosyal, kültürel, psikolojik değerler artık hedeftedir. Türküleri hedeftedir őrneğin; masalları, efsaneleri hedeftedir. Mitolojileri hedeftedir. Yani ezilenleri birbirine bağlayan ve yakınlaștıran ne varsa hedeftedir. Birbirlerine güvenleri, sevgileri, saygıları hedeftedir. Yıllardır ağanın zulmu altında posası çıkmıș kőylüye maaș bağlayıp eline de silah vermek asker açığından kaynaklı bir șey değildir. Anlıyor musunuz? Amaç güvenlik açığını gidermek de değildir. Mesele o topluluğun birbirine güvenini sarsmaktır, saygısını zedelemektir. Bağlanan maașın meblasına indexli bütün bir topluluğu onursuzlaștırmaktır. Parayla alınabilen bir metaya dőnüștürmektir:insan-dıșılaștırmaktır. Bu arada ezilenin insanlığını insan-dıșı bir platforma tașırken, Freire’nin dediği gibi, ezen de insan olma niteliklerini yitirmektedir.

Komik Bőlüm: Bütün bu yașanan yenilgilerden sonra (evet ezen yenilmektedir) pes etmeye, ya da geri atmaya, ya da hatasını kabullenmeye yanașmayan-yanașamayan ezenin düșeceği durum rezil-keppaze olması ve varolușunun karamizaha dőnüșmesidir. Bunun en canlı őrneğini son zamanlarda gőrmeye başladık bile. Şimdilerde de çocukları cıncık-boncuk ya da daha doğrusunu sőylersek bilerek aç-açıkta bıraktığı çocukları yiyecekle kandırıp birbirine düșürmeden medet beklemektedir. Aslında yine düşman diye tanımlananın kollektif varoluşuna hatta gelecek kuşakları da içine alacak insan-dışılaştırmaya yőnelik bir onursuzlaştırma çabası diye de gőrülebilse de bu őzünde uzun vade de yine kendine doğrultulmuş bir namlu kadar intihar vari bir son çırpınmadır. Çürümedir.



Durun ben size sőyleyeyim ne olacağını; Ne olur bırakın bir kez olsun falcılık yapayım: Bu çocuklar ne olacak biliyor musunuz?

Bu mahallesindeki arkadașlarını polis amcaların verdiği muzların minnetarlığı altında ezildiği için tașlayan çocuklar yarın büyüdüklerinde

  • Eline iki kuruș sıkıștıran herkes için adam vuracaktır. Őrneğin size de vurabilecektir.
  • Insan satacaktır.
  • Kendini satacaktır.
  • Uyușturucu kullanacaktır.
  • Delirip sokaklarda alkan bayraklar ve flamalar sallaya sallaya dolanacaktır.
  • Maçlarda amigoluk yapacaktır; onuru için kılını kıpırdatmaya korkan bir mahluk iken Fenerbahçe ya da Galatasaray için őlmeye őlmeye geldim geldim diyecek bir sosyopat olacaktır. Ya da
  • intihar edecektir bir akșam hepimiz uyurken

* Manga ya da sıra dayağı șudur: Suçlunun kim olduğunun őnemli olmadığı bütün bir topluluğun cezaya carptırıldığı bir yőntemdir. Bir çok açıdan pratiktik bir yőntemdir bu : Ceza veren suçluyu bulmak için zaman harcamaz, yorulmaz. Ceza veren șőyle yada bőyle suçluyu -suçlunun kim olduğunu bilmese de- cezalandırmıștır. Ceza veren ceza verilenler üzerindeki otoritesini pekiștirmiștir. Ceza verilenler içlerindeki “suçlu”ya karșı kin beslemișlerdir; birlik duyguları zedelenmiștir.
** Nazım Hikmet, Saman Sarısı


Post a Comment