Pages

May 22, 2008

Yine Düşman Üzerine

Bu güzelim tartışmayı modernite – postmodernite tartışmasının dağıtmasına izin vermemeli. Durum açık ki düşman meselesi modernite ve postmodernite ile direk bir ilişkiden ziyade dolaylı bir ilişki içindedir. Tartışmadan şunu çıkarsıyorum: dilsel olarak (semantik ve linguistic açıdan) düşman terimi parodxsal gőrünmektedir. Düşman kavramı an’a sıkı sıkıya bağlıdir (Kacakkova) relativitenin de kaygan zeminindedir (Kacakkova, Tolga, EG), kavramlar ve gőrüngüler anlamlarını yitirmikle yüzyüze kalmıştır. Bunu burada, bu belirsizlikte bırakırsak mesele çőzümsüz olarak karara bağlanmaya eğilimli gőrünmektedir. Kacakkova'ya gőre sorun bir sőylem sorunudur. Düşmanı veya düşman sőyleminin varlığı konumuz değil. Konumuz ya da problemimizin dilin kullanımı bağlamında “düşman” kavramıdır.

Yani çőzüm, Kacakkova’ya gőre, sőylemin analizindeyken, Tolga’da “sistemin kendisini yeniden ve yeniden üretmek icin yaratmak zorunda olduğu dışarıksal-içerik”te yatıyor. Aslında dikkatli bakıldığında gőrüluyor ki çőzüm (ya da en azından çőzüme yőnelik başlangıç) kültürün eleştirisinde. Dil bir kültür őgesi ise bunun yeniden üretilmesi yerine dőnüştürülmesi gerekmektedir. Biz “düşman” kavramını ezen’in ya da erk’e sahip olanın kullandığı biçimde kullanırsak bilinçli ya da bilinçsiz olarak onun yeniden üretimine katkıda bulunmuş oluruz. Peki düşman kavramına yeni bir anlam mı yükleyecegiz? En son tahlilde bu sorunun yanıtı evettir. Evet yeni bir anlam yükleyeceğiz ya da kullanımdan kendiliğinden kalkacaktır. Ancak bunu gerçekleştirmenin bir yolu (hatta kaçınılmaz bir yolu) ezen ya da erk’e sahip olanın kültüründen mutlak bir izolasyonun mümkün olmadığını kavramaktır. Biz bu kültürün içine doğduğumuz andan itibaren onun (etkin ya da edilgen) bir parçasıyız. Bu durumda egemen kültürün eleştirisine yőneldiğimiz ilk anda dahi egemen kültürün dilsel, ahlaksal, ideolojik őgelerini kullanmaktan başka çaremiz kalmamaktadır.

Düşman terimi ve onun anlamsal içeriği egemen kültürce belirlenmektedir. Eğer ezilen ezenin düşman terimini kullanarak ezeni tanımlama çabasına girdiğinde ezenin o terimi yapısallaştırmasından daha farklı bir biçımde yapısallaştırmıyorsa bir kısır dőngünün içine düşmemek pek olası gőrülmemektedir. O halde ezen ezenin düşman teriminin analizine yeltenmelidir. Őrenğin egemen anlamdaki Düşman terimine baktığımızda ilk elden gőrüyoruz ki: düşman tarihsel içeriğinden soyutlanmış. Isimden çok sıfat halini almıştır. Egemen anlayışa aykırı olan ne varsa onu tanımlamaktadır.

Kimin elinde ise (Alladdinin lambası gibi ) ona hizmet eden bir cin değil sadece gücü elinde bulundurana hizmet eden kőr bir ciniye dőnüşmüştür; ki kendi çocuklarını da yiyebilecek durumdadır. Çünkü kendi çocuklarından başka kimseyi tanımlamamaktadır artık. Herşey ve herkes bir iç mihrak’a dőnüşmüştür. Diş mihrak belki de hiç olmamıştır. Kőkü dışarıda olan ise hiç olmamıştır. Bir tek kőkü dışarıda olan ezendir, siyasal erki elinde tutandır aslında. Yani dış düşman bir mitten başka birşey de değildir (buna MIT ajanları da dahildir, yunan mitolojisindeki tanrilar da : - ). Ve sonuçta düşman soyut bir kronik kaygı ve korkuya dőnüşmüştür.

Yani sonuçta düşman kavramına ve yürürlükteki kullanıma baktığımızda gőrüyoruz ki düşman kavram olarak egemenin çıkarına taş koyma potansiyeli olan herşey ve herkesi kapsarken kullanımda kitleleri ekonomik, sosyal, ve politik anlamda manipule edecek korku-kaygı aygıtlarının tümüne karşılık gelmektedir.

Simdi ben bunları yazarken benim a naïf anonym arkadaşım yine geldi ve tekrar sordu:

Anonim: Simdi ben düşmanı tanımlamaya kalktığımda hatam ne oluyor? Düşmanımdan farkım kalmayacak gibi biraz totolojik (El Idiota), biraz da nőrotik kaygıdan dolayı yani ben düşmanı tanımlamıyayım mı? Yahu ben insanca bir yaşam talep ediyorum. Yasal haklarımı istiyorum yahu. Yasal. Yani suç olan bir şey istemiyorum. Eşit olalım diyorum. Őzgür olalım diyorum. Vallahi başkasının ekmeğinde gőzüm yok diyorum. Içeriye atılıyorum, işkenceden geçiriliyorum. Gőzaltında kayboluyorum.

Bu iş bőyle gitmez! Benim varlığım (hem fiziksel hem ontolojik hem etik) tehdit ediliyor; őlüyorum, çürüyorum, yabancılaşıyorum, hamambőceğine dőnüşüyorum bunu yapanı bulup bu problem çőzmeliyim diyorum. Bunu yapanın da olsa olsa düşman denilen şey olduğuna inanıyorum. Sonra sen bana herşey bulanık diyorsun. Ben diyorum ki bulanık, Kabul. Ama hadi netleştirelim bari. Bana bu netleşmez, bu benim yazgım mı diyorsun?

EG: Düşmanın tanımladığı ve kullandığı gibi “düşman” terimini kullanmayabilir misin? Yani yeni bir sőylem geliştirebilir misin?

Anonim: Yahu ben zaten onun gibi nerden kullanayım “düşman”ı. Benim derdim mi ki artı-ürün üretmek? Benim derdim mi ki tarihi yalanla yeniden yazmak? Beni – düşmanla bir tutma eğilimin sakın ola düşmanın sende yarattığı carpıtılmış gerçeklik algısının bir yansısı olmasın? içselleştirilmiş düşmanın yenilmezliği olmasın? Çaresiz-őgrenmelerden edinilmiş umutsuzluk olmasın?

EG: Bilmem…Bilen var mı? Belki de biz fazla irdeliyoruzdur. Sen bakma bize. Biz bu sisin ve pusun içinde olmayı seviyoruz belki de. Hatırliyor musun o kızı ? Neydi adı Ariel Dorfman’ın Őlüm ve Bakire oyunundaki (Death and the Maiden). Paulina idi değil mi? Hani yağmurlu, şimşekli bir akşam kapısına gelen arabası bozumuş yabancı bir adama evini açan, sofra kuran sonra da adamın sesinden ve kokusundan yıllarca őnce kendisine işkence ve tecavüz eden doktorun ta kendisi olduğunu anlayan Şili’li kız. Doktor işkence sürecindede de Schubert’in death and the maiden adli kompozisyonu dinlermiş. Ha bir de Paulina’nın avukat kocası vardı; geleceği parlak, liberal, suç ve cezanın hakemi objecktif kocası. Dorfman çok iyi sergiler ezen ezilen çelişkilerini.

Işkenceci doktoru (Roberto) tanır tanımaz adamı rehin alır. Ondan hem suçunu itiraf etmesini istemektedir hem de pişmanlık duymasını. Işkenceci-doktor direnir. Bir sürü tartışma ve çekişmenin ardında günün ilk ışıklarıyla birlikte Paulina ışkenceciyi (Roberto) evin yakınındaki bir uçuruma gőtürür, silahı dayar alnına ve 10 a kadar sayacaktır:

Paulina: Dokuz.

Roberto: Yani hep siddet ve daha da siddet diye gidecek őyle mi? Dün onlar sana kőtü ve inanılmaz şeyler yaptılar, şimdi de sen bana aynı şeyleri yapıyorsun, yarın aynı dőngu sürüp gidecek. Artık yetmedi mi , zamanı gelmedi mi bunu durdurmanın?

Paulina: Niye hep ben, biz őzveride bulunmamız gerekiyor? Niye biz elimize gecirdigimiz imitiyazlari (firsatlari) hep geri vermek ya da firsatlardan vazgeçmek zorunda kalıyoruz? Ne kaybederiz? Sadece sizlerden birini őldürmekle ne kaybederiz ki? Ne kaybederiz?

Düşmanı elimizde olanla tanımlamaktan ve yol aldıkça sorgulamaktan ne kaybederiz?

Anonim: Bellki de siz Paulina’nın kocası rolünü üstleniyorsunuz. Rasyonel ve kuru akılsal analizlerle pozitivizmin akılcılığını eleștirirken ezilenlerin haklı őfkelerini akıl-dıșı bularak değerlendirme dıșı bırakıyorsunuz.

EG: Bilmem…Bilen var mı?


Post a Comment