Pages

May 16, 2008

Bir Bahar Yağmurunun Çağrıştırdığı

Bu sabah burda da bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Tolga’nın son yazdığına yorum yazıyordum, sonra baktım ki almış gőtürmüş beni cağrışımın sonsuz hızı. Sonra da yazdıklarımın yerinin kendi bloğum olduğunu hissettim. Yağmur ve bahar ve damarlarımızda dőrtnala akan kan. Normale aykırı ve normale-aykırılığa karşı geliştirilmiş stigmalara inat atıp kendini sokaklara ıslanmak. Iste Tolga’nın yazısında beni çarpan burasıydı. Beni alıp gőtürdü Izmir’e.

Ben Izmir'in güneşli yağmurlarında atardım kendimi sokaklara. Ezberimdeki şiirleri okurdum yağmur damlaları doldururken ağzımı. Islanır, doğaya karışırdım.

Sonra bir sevgilim olmuştu (Hiç beni sevmedi valla. Yalan da sőylemedi. Sevmiyordu yahu zorla mı! Belki ben de onu sevmiyordum. Ama onu sonsuzca arzuladığım su gőtürmez bir gerçekti. Hatta sőylemiştim sanırım ona; sevişmeyi ona dokunan parmak uçlarımla tanımlıyordum o dőnemler) . Ah nasıl da güzelleşir arzulandığını bilen kadın.

Yine bir güneşli yağmur gününde sordumdu "yağmurlu şiir dinler misin?" diye. O hiç őpemediğim kocaman dudaklarının yüzüne verdiği büyülü bir havayla ve gőzlerinde o yalansız olmanın pırıltılarıyla “hee!” dedi. Ben Quasimodo'ydum o Esmeralda. Su veriyordu kőklerime. Bana “Heee!” demişti…


Koşa koşa çıktık kampüsün yollarına. Koşa koşa çıktık çünkü yağmurun durmasından korkuyorduk. Yağmur dursaydı eğer bütün büyü bozulacaktı.

Sarıldı bana sevgilimmiş gibi.
Doladı kollarını belime. Doladım kollarımı.
Sarıldım ona hiç sarılmamış.
Adımladık kampüsün yollarını.
Şiirler okudum ona; sevgiye, kavgaya, barışa, umuda dair…
Hala saklı durur sıcaklığı belime sarıldığı yerden.
Hala aklımdadır dudakları; o yağmur tadını tadamadığım...
Doyamadığım.

NOT:Kaçakkova sana yanıt yazmak vardı sırada ama bilirsin bu serbest çağrışım anında doyum ister. En kısa zamanda senin “düşmanım düşmansın düşman” adlı güzel katkına dair yazacağım.

Post a Comment