Pages

May 13, 2009

Kant, Gűzel, ve Şevval Sam

Yanlış hatırlamıyorsam Immanuel Kant gűzeli hoş kavramıyla karşılaştırıp öyle tanımlıyordu. Şöyle bir şey diyordu; eğer tablodaki elma sizde elmadan bir ısırık alıp tadına bakma arzusu uyandırıyorsa o hoştur ama sizde sadece o elmaya bakma arzusu ve bu arzuya dayalı sonsuz bir doyum ve haz sağlıyorsa bu gűzeldir.

Bir arkadaşım Şevval Sam’dan söz etti geçenlerde. O kim yahu dedim. Leman Sam’ın kızı deyince ancak bağlantı kurabildim. (Biliyorum ben bayağı uzak kalmışım gűndelik kűltűrden). O zamandan beridir YouTube aracılığı ile dinliyorum Şevval’ı. Şu linkte “Divane Aşık gibi” tűrkűsűnű Orhan Hakal ile söylűyor. Sonra da başka bi Karadeniz tűrkűsűnű (tabancamın sapını gűlle donatacağım) söylűyor. 
Defalardır dinliyorum. Bir insan bu kadar içten ve bu kadar gűzel mi söyler bu tűrkűleri! Karadeniz’i faşist tiplerle ve linçlerle anmaktan uzaklaştırıyor insanı. Öyleki Karadeniz’i, horonu ve o arı insanlarını yeniden sevebilirsiniz. Şevval’ın yűzűndeki o içtenlik, sadelik, yalınlık, yapmacılıktan uzaklık, insan sevgisi ile dolduruyor insanın içini, gűlűmsemesi ise yaşama sevinci… Işte tam bu anda Kant giriyor devreye ve diyor ki işte yavrucuğum gűzel bu. Tűrkűnűn, tűrkűcűnűn, tınının, insanın, ve hatta kadının gűzel oluşu bu.

Şevval sen çok sağol emi…

Post a Comment