Pages

Sep 8, 2009

Bilim-Kurgu mu?

Yaşadığımızın bir bilim-kurgu romanından tek farkı yaşadığımızın KURGU olmayışında saklıdır. Bütün yaşam alanlarımızın merkezi bir yerden yönetilip yönetilmediğini bilmiyoruz ama bildiğimiz bize bir şekilde zorunlu şeylerin dayatıldığı ve bizim çok fazla seçeneğimizin olmadığı.


En basitinden birincil ihtiyaçlarınıza, yiyeceklerinize bakın.

Yediğinizi sebze ve meyvelerinizin organik, yani sağlıklı, hani olması gerektiği gibi olma şansı o denli az ki artık. Genetik kodlamalarla, hormonlarla üretilmiş bu sebze ve meyveler nerdeyse yediğinizi sandığınız yiyeceklerin sadece bir görüntüsü. Yediğiniz çoğunluklukla kimyasal madde aslında.

Ya etler? Etler de öyle. Yediğiniz etin sahibi hayvanın normal döllenmeyle doğmuş, gün ışığı görmüş, taze ot ve saman yemiş bir hayvan olduğunu sadece varsayıp durum siz. Birçokları yapay döllenmiş, yapay beslenmiş, gün yüzü bile görmemiş, önceden hedeflenmiş ağırlıga gelsinler diye damardan verilen hormonlarla erken büyümüş bu hayvanlar size besinden öte zehir sağlamakta. Hormonlarin yanisira sağlıksız koşullarda yaşadıkları için hastalanmasınlar diye zaten hali hazırda yapay olan yiyeceklerine katılmış bir sürü ilac da cabası.

Karnımız doyuyor ya! Yaşıyoruz ya! Çok şükür! demeyin. Çocuklarınız normal doğmayacak, kanserle acı çeke çeke öleceksiniz, ya da hiç bir doktorun bilmediği bir sebeple “bilinemez” bir tanı konulup acı içinde yaşayacaksınız çünkü yediğiniz o kadar hormon, genetic muhendislik atıkları, ve hormonların sizde ne tür yan etkileri olduğunu bilmeyeceksiniz. Doktorlar da bilemeyecek.

Bir sabah bir büyük depresyonla ya da anksiyete kriziyle uyanacaksınız. Bilmeyeceksiniz neden diye. Çünkü dün gece hiç bir şeyiniz yoktu. Çocuklukta da o denli büyük tacizler, travmalar, saplantılar da geliştirecek birşeyleriniz olmamıştı. Daha önce zevk alarak yaptığınız şeyleri yapmak istemeyeceksiniz. Enerjiniz tükenmiş olacak. Işe gitmek istemeyeceksiniz.

Doktor depresyon ilacı verecek. Bilmem kaç onlarca farklı çeşidi vardır bunların. Size uygun olanını bulana kadar anti-depresanları tek tek denemiz gerekecek. Denerken ilaçların sebep olduğu “intihar düşüncelerinden“ birinin büyüsünün peşine takılıp kendinizi öldürmezseniz eğer bir tane size iyi gelecek bir anti-depresan bulabilirsiniz belki. Tabii sonra bu kullandığınız anti-depresanın diğer yan etkileri olabilecek; cinsel iktidarsızlık gibi, uykusuzluk gibi, iştahsızlık gibi, ya da aşırı iştahlılık gibi. Sonra bi bakmışsıniz ki obiz olmuşsunuz. Oysa ki sanıyordunuz ki Amerikalılar sadece obiz olur. Onlar çok yerler. Doğrudur! Çok yerler ama yedikleri yiyecek değil ki. Yedikleri junk, yani o bildiğiniz fast food. Yani o yapay, yedikleri yediklerini sandıkları olmayan.

Artık kurgu bir yanı bile kalmamış bu artı-ürünün yüzü suyu hürmetine bütün insanları topluca kimyasal maddelerle besleyip ilaçlandıran dünyanın. Kücük bir bahçeniz varsa sebze, meyve üretmeyi ögrenin. Ihtiyacınız olabilir. Sakın ha tohumları alırken okuyup büyüttüğünüz mühendis olan oğlunuzun çalıştığı firmadan almayın tohumları…
Post a Comment