Pages

Mar 13, 2011

Bir Karikatűr űzre Kritik bir Feminist Eleştiri


Bu karikatűr sanki evrensel bir kadın sorununa işaret ediyor gibi gőrűnűyor; değişim.

Değişim diyince dialektik materialist felsefe geleneğinden gelen taa Heraklitos’dan Marx’a ordan Frankfurt Okulu’na, ordan da sosyalist femist felsefeye kadar uzanan hayranlığı olan ben için akan sular duruyor tabii. Ulan kadın doğuştan dialektik materialisttir diyesim geliyor nerdeyse. Hatta hatta kadınların istedikleri değişim nedir sorusuna verilecek olası yanıtlara baktığımıda gőrűyorum ki sorunun yanıtı tek bir şey de değil. Bir çok şey; hatta hatta bitmek tűkenmek bilmeyen bir liste - silsile. O zaman da aslında kadın tam olarak bir dialektik materialist anarşisttir diyesim bile geliyor bu listenin sonsuz ardılını gőrűnce. Asla var olanla yetinmeyen; devamlı daha iyiyi, daha űretkeni, daha sevgiliyi isteyen kadın.

Ama duralım şurda biraz. Soluklanalım. Őncelikle bu yazıda sőzű edilen kadının gűndelik yaşam içindeki sıradan ama çoğunluğu oluşturan bir kadın tiplemesi olduğunun altını çizelim. Ha bu tanımlama diğer “nitelikli” hatunları kapsayan őzellikler taşıyorsa da bi zahmet űzerlerine alınsınlar ve őz eleştiri yapıp kendi kritiklerine yeltensinler.

Şimdi bu kadınların istediği değişim őyle nesnel ve őznel koşullarının analizine yeltenmiş toplumsal bir değişim mi? Valla őzűne bakıldığında őyle değil. Herşeyin başında kadınların istedikleri bu değişim silsilesinin toplumsal değişimle pek ilişkisi yok. Şőyle ki bu istendik değişimler toplumsal boyutta değil alabildiğine mikro dűzeyde ve hatta alabildiğine őzel (ikili ilişki) bir dűzeyde. Kalkıp her bireysel – őzel iliski karmaşık toplumsal ilişkinin bir çekirdeğidir, bunu birbirinden soyutlayamazssınız diye bir argűman da başlatabilirsiniz. Ancak bu yazıda konu edilen ikili ilişkiler bağlamında istedikleri değişimlerin genelde neler olduğuna kısaca bakacak olursak gőreceğiz ki durum hiç de őyle değil. Őrneğin kadınların sevgileden istediği en bűyűk değişim erkeğin “başarılı” biri olması. Başarının kim tarafından nasıl tanımlandığına baktığımızda gőrlecektir ki bu istendik değişim alabildiğine egemen toplumsal yapıyı pekiştirecek, yeniden űretimini sağlayacak şeylerdir. Şoyle karikatűrilize edilebilir bu değişim denen şeyler:

Çalış çok para kazan, bana reklamlardaki yaşam olanaklarını sağla. En yeni űrűnleri al benim mutfağıma ki ben de kendimi o űrűnlerle tanımlayabileyim. O űrűnleri kullanarak gűnlerde, komşuluklarda diğer kadınların ağzına sıçabileyim.

Hatta hatta pek çok kadın gerçek anlamda toplumsal değişim için műcadele edecek sevgiliye “Sana mı kalmış!” diyerek pasifize etmeyi kendine űlkű edinir. Hatta hatta sevgiliyi aşağılamaya kadar gider bu. Yani istendik değişim en sonunda şu istemlere indirgenir:

Sana mı kalmış, sen beni sev! Işini, patronunu sev. Sonra (eğer varsa) benim patronumu da sev!

işin en ironik yanı da varsayalım ki erkek o istendik değişimleri yerine getirse de kadının mutluluğu icin bir garanti değildir. Bu defa da başka şikayetler gelir. Ve bu şikayetler dialektik-materialist bir değişim isteminin yansısı değildir, hem de hiç değildir. Bunlar ezilmiş, yabancılaştırılmış, markete bağlı içselleştirilmiş őzgűrlűksűzlűğűn kadın kimliği űzerinde kaynak bulup ortaya çıkan patolojik bir őrűntűdűr. Ve bunun semptomu da doyumsuz ve kronik bir mutsuzluktur.
Post a Comment